Felsefe Nedir Ne değildir? – Gazaliye atılan iftiralar

gazali

Biraz felsefe üstü takılalım:

GAZALİ ve o kadar kitapları latinceye çevrilmiş ve avrupaya büyük etkilerde bulunmuş insanlara ancak bir cahil tarafından laf atılabilir. Resmi tarih bile bu zata akıl düşmanı diye saldırıyor.
Sırf filozofların tutarsızlıklarını ifşa etti diye. Bilim düşmanı diyorlar gönül ve hislerine göre hareket ediyormuş..
İmam Gazali, kelam, fıkıh, tasavvuf, felsefe, usul, mantık gibi ilimlerde ve daha birçok alanda söz sahibi bir ilim adamıdır.
Yani bu adam felsefeyi de okumuş.. bilmediği şey hakkında nasıl kitap yazacak? anlamak istemeyen takozlara söylemeliyim tartışmaları okudukça sakin olamıyorum bunlara birinin dur demesi gerekiyor artık..Daha bu adamın kitaplarını bilmeyen gerizekalılar söylüyor bunları.

Gazali’nin akla karşı imiş gibi gösterilmesi son derece yanlıştır. Zira sırf felsefeye karşı diye akıldışı oluyor

bu zat tam bir kelamcı.. Ateistin biri eğer alim olsaydı adı filozof olurdu başka bir şey değil diyor. Bu kafada bu insanlar.

Gazali’nin felsefecilerle anlaşmazlığa düşmesinin sebebi, onların bir kısım tezlerinin bir çok yönleriyle mantık açısından yanlış olması ve genel olarak sistemlerinde takındıkları çeşitli tavırların birbirleriyle çelişmesidir. Fakat bundan daha da önemli olan sebep, felsefecilerin bazı temel faraziyelerinin bir temelden yoksun olmasıdır.

Öncelikle Gazâlî’nin İhya’sı hakkında Henry Lewes’in şu değerlendirmesini okuyalım:

“Bu eser kendi orijinalliğine rağmen belki de Latinceye çevrilmemişti ve sadece Arap ulemasına açık bir kitap olarak kaldı. Descartes’in “Discourse on Method” (Metod Üzerine Tartışmalar) adlı eseriyle o kadar dikkate değer benzerlik taşımaktadır ki, eğer onun Descartes zamanında bir tercümesi var olsaydı, herkes bunun bir intihal/ aşırmacılık olmuş olacağını haykıracaktı…”

Diyor ki İmam Gazali’nin kitabı Descartes zamanında çevirisi olsaydı herkes descartese hırsız diye bağıracaktı.
Yani eğer Gazaliyi kötüleyen bir ateste Descartesi sorun ve onu övmesini bekleyin sonra aşağıda ki yazıları gösterin..

İş bu kadarla kalsa iyi. Fakat daha sonra yapılan çalışmalar ise, Descartes’in Gazâlî’nin İhyası’ndan düpedüz intihal yaptığını ortaya koyuyor:
“Yeni araştırmalar, bizzat Descartes’in doğrudan Gazâlî’nin eserlerini okuduğuna dair bilgiler vermektedir. Nitekim Vitali N. Naumkin bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:
“Az bilinen bir olguya işaret etmek isterim ki, Gazâlî’nin eserleri Descartes tarafından okunmuştur. Bu, Paris Milli Kütüphanesinde bulunan “Cartesian Collection” adlı eserdeki, bir notla doğrulanmaktadır…”

(Bkz. Salih Aydın, İslâm Düşüncesine Giriş, (Avusturya İslâm Enstitüsü Yayınları / 2) Bizim Kitabevi, Avusturya 2005, s.17- 18).

Bir başka düşündürücü nokta ise ülkemizde “intihal” konusu farklı algılanmaktadır. Birtakım muhafazakâr, solcu ya da lâikçi geçinen çevreler, yandaşlarından birinin intihal yapması karşısında sükûtu yeğlerken, karşı cenahta birinin yapması durumunda kıyametleri koparmaktadırlar. Bu çifte standardın en büyük zararı ise, intihalciliğe zemin hazırlamasıdır.

DESCARTES’İN GAZALİ ARASINDA Kİ BENZERLİKLER;

Descartes’in Gazali’den çalması;Gazali’nin başlangıç formülü: “İrade ediyorum, demek ki, varım” iken, Descartes’inki “Düşünüyorum, demek ki, varım” dır.
Gazali’nin el-Munkız min el-Dalâl adlı kitabının Latinceye çevrilip çevrilmediği pek bilinmemektedir, ancak Gazali’nin bu eseri ile Descartes’in Discour de la méthode (Metod üzerine Konuşmalar) adlı kitabı arasında o kadar uyum ve benzerlik vardır ki, Batı modern felsefesinin babası sayılan Descartes üzerinde Gazali’nin etkisi yoktur demek mümkün değildir(!) Bir defa her iki eser de otobiyografiktir, hem Gazali hem de Descartes hayat öykülerine gençliklerini anlatarak başlarlar. (M.4, D.19). Her iki kitap aynı nedenlerle(!) duyuların kesin bilgi edinemeyeceğini ileri sürerler. (M.5-6, D.36). Her ikisinin de duyularla tecrübelerin eksikliklerini anlatış biçimleri ya da verdikleri örnekler hemen hemen aynıdır(!) (M.8-9, D.36-37). Her ikisi de her hakikatten beklediklerinin matematik kesinlikte olması gerektiğini düşünüyordu. Mesela 10’un 3’ten büyük olması gibi

İki eser arasındaki bu şaşırtıcı benzerlik hakkında George Henry Lewis şunları söylemiştir: “Eğer el-Munkız’ın Descartes döneminde bir tercümesi olsaydı, herkes bu hırsızlığa karşı isyan ederdi. Gazali’nin bu eseri o zaman tercüme edilmemiş ise Descartes için bir arapça uzmanı tarafından irticalen çevrilmiş olması ihtimali çok kuvvetlidir. Çünkü Descartes’in kendisi de daha önce bu plana sahip olan bir çok parlak zekanın varlığını ifade eder, fakat hiçbirinin ismini vermez. Bunun, Descartes’in selefleri içinde, eserinde tıpatıp aynı planı izlemiş Gazali’ye yapılan bir atıf olması mümkündür. Her ne olursa olsun Gazali’nin, Descartes’in Metod Üzerine Konuşmalar adlı eseri üzerindeki etkisi, araştırıcılar yanında şüphesiz görülmektedir.

Batıda modern felsefi düşüncenin gerçekte Descartes’in düşünceleriyle başladığı söylenir. İslam felsefesi, Descartes’ten çok daha önce Batıya derinlemesine girmiş ve Gazali’nin kitaplarının çoğu altıncı/on ikinci yüzyılın ortalarından önce Latince’ye tercüme edilmiş ve ancak ondan sonra Yahudi ve Hıristiyan skolastikler üzerinde hatırı sayılır bir etki yapmıştırİBNİ SİNA, FARABİ’NİN FELSEFEYLE SAPITMASIFarabi, İbn Sina, Gazali, İbn Rüşd ve Fahreddin Razi gibi İslam alimleri zamanındaki etki ve tepkileri dolayısıyla felsefe ve kelam konularıyla da çok yakından ilgilenmişlerdir.. Zaten felsefeyle ilgilenmeyen Endülüst alimlerinin adı bile kitaplar da geçmez zira ilkleri bulanlar bu adamlardır. Kameranın babası ibn-ül Heysem, Optik ilmin kurucusu büyük fizikçi Heysem’dir. Hal böyleyken ve ortaçağda bu zatların kitapları ısrarla okutulurken nasıl da yok oldular? Söyleyelim.. ALINTI

“Avrupa’da 17. yüzyıla kadar kaynak gösterme geleneği yokmuş. Adamlar bu işi bilmiyorlarmış. Bu geleneğin yerleşmesi uzun bir süre almış. Bu nedenle İslâm düşüncesini içeren pek çok eserin tercümesi ya Avrupalı ya da Yunan bilginlerinin adlarıyla yayımlanmış.
Yüzyıllarca bu eserler yayımlanıp kullanılmış. Daha sonra da ilmi eserlere kaynak verme alışkanlığı Batı’da Yunan kültürüyle başlamış, Avrupa kültürüne de buradan geçmiş.

Avrupa’da bu şekilde yeni yeni kaynak verme gelenek ya da alışkanlığının başladığı bir süreç de İslâm dünyasında bırakın kaynak vermemeyi, Aristo ve Eflatun’a yapılan serenadlar ayyuka çıkmış, onları ve eserlerini metheden pek çok makale kaleme alınmış. Baştan beri kaynak verme İslâm kültürünün en önemli özelliklerinden biri olmuş.”
Avrupada kaynak verme alışkanlığı yoktu 17yy kadar.. Geleneğin yerleşmesi uzun zaman alıyor fakat bu zamana kadar tercüme edenlerin isimleriyle anılıyor ve bu adamların üstüne kalıyor bu eserler. Bu yanlışın düzeltilemesi gerek Endülüsten kalan kitaplar açık fakat herşey batıdaymış bilim batıdan gelmiş gibi göstermeye çalıştıkları için bu olmuyor.

***
Farabi, Eflatun ile Aristo’yu ve din ile de felsefeyi uzlaştırmaya çalışmıştır. Ama uzlaşma bir tarafın diğerine taviz verme demek.. filozoflar zaten birçok yerde çelişkileri var ve mantıksız konuşuyorlar. Şöyle ki benim yazdığım bir makale var.

Burada mantıksızlıklarını ve felsefenin ne kadar gereksiz olduğunu vekendini asalak gibi bilime yamadığını yazdım. Okuyun inş hak vereceksiniz zaten. Burada felsefeyi eleştiriyorum, felsefecilere sunmadım. Sorduklarımsa cevap vermedi mi veremedi mi artık neyse… Verenlerin cevaplarıda dişimin kovuğuna bile yetmedi..

FELSEFE ELEŞTİRİSİ

Sorularla başlayalım:
1) Bilgi üzerine düşünmek de nedir? İnsan varlığı nesneleri gerçekten bilebilir mi? Bilgi nesneyi doğru olarak yansıtır mı? Böyle saçma sorular nedir yav bilgi felsefesine epistomoloji deniyor, ben bunu kastetmiyorum. Bu sorunun ne kadar saçma olduğunu kastediyorum. Böyle saçma sorularla nereye varılabilir?

2) Diğer şey, felsefede kafadan sallayarak evreni sorguluyorlar. Thales’e göre evrenin kendisinden çıktığı ana madde su iken Anaksimenes’e göre havadır. Atıp tutmalar, uyduruyorlar resmen.

3) Diğer şey felsefede sürekli şu var; varlık, bilgi, gerçek, adalet, güzellik, doğruluk, akıl gibi konularda çalışma yapar da kitapta bir çalışmayı göstermiyor nasıl bir iştir? Sadece sorular var. Yüzyıllardır çözülemeyen çözülse bile her kafadan başka cevap çıkan sorular. Bu felsefe yer tükürsem tükürük felsefesi olacak gibi geliyor. Görüşleriniz nelerdir?

Her şeyin felsefesi var.

Antik felsefeden örnek vereyim. Dünya da evren de yüzüyordur diye kafadan atıyor. Evrenle ilgili sonra diyor ki, “ama burada su var yüzmesini sağlayan onun altında da toprak var, ee evrende bunlar yok.” Bu gibi yargılarla veya tahminlerle bir şey bulunamaz.

Beyler kitapta başta felsefecilere girmiyor felsefeyi anlatırken bilgi felsefesi, doğa felsefesi, bilim felsefesi… Sanırsın fizikle kimyayla evlenmiş kimya felsefesi var. VE BU ADAMLAR YÜZYILLARCA AYNI SORULARI SORUYORLAR VE BUNLAR BULUNAMAMIŞ HALA … 

Aldığım cevaplar da oldu. Bunlar da felsefe hakkında onları da vereyim: “Felsefenin temel sorusu ya da sorunu “nedir” sorusuna verilecek yanıt sonrası, felsefenin “alt-grupları” oluşmuştur.

Bend e diyorum ki tamam nedir sorusu kabul, alt gruplarına ulaştırıyor. Ama bilgi nedir sorusu da çok ahmakça gibi geliyor, çünkü evrende o kadar şeye nedir diyebilriz. Dediğim gibi tükürük nedir diye başlarsa adam bilimsiz kafasında ağızda toplanan salgılar nereden geliyor diye devam ederse ohooo derim bilimin tahtını yerinden alıyor işin şey tarafı evreni akılla çözmekteki komikliktir, bu komiklik diğerlerinde de yaşanayacaktır.

“Felsefe bilimin önünü açar”a katılmıyorum.

Felsefenin haddine mi bilimin işine karışmak bilime yamıyor kendini tükürük de bilimin işi yoksa akıl bir yere götürmez bilimsiz felsefe bir saçmalıktır. Ben de diyorum ki bilimsiz felsefe olmaz ama felsefesiz bilim nedir sorusunu kendine sorabilir. Kastettiğiniz epistemoloji ve diğer şeyleri de biliyorum; ruhçuluk, kuşkuculuk, şüphecilik… Bu adamlar kendileriyle çelişiyor ben daha ne diyeyim? O kadar grup var ve adamlar akılla birbirlerini ikna edemiyorlar.

gazalisözleri

Bak ben anlatayım:

Hepsi başka konuşuyor, akılları ile böyle olunca hepsi başka şey TAHMiN EDİYOR. Çoğu zaman yanlış mantık yürütüyor, bu bulgularla aklına yatırıyorlar. Ama gerçekl,k hangisinde veya hiçbirinde anlatabildim mi?

Ben bunları düşündükten sonra da Gazali’nin filozofların tutarsızlıkları adlı eseri hakkında nette arama gereği duydum ve benim de dediğim gibi aklın sınırlı kaldığını söylüyor. Akıl bir yere kadardır ve akılda bir gerçekliğin ölçüsü yoktur ki biri size şu gerçektir diye kandırmasın. Biri sizi yanlış bir şeyin gerçek olduğuna inandırabilir.

Akılın bittiği yerde akıldan bağımsız bilgiler topluluğu gelir, bilgi ne kadar çoksa akıl o kadar devam eder.

BİLGİSİZ VE BİLİMSİZ AKIL, BİR SAÇMALIKTIR. RENA

 

Nietzsche, Pessoa, Sartre, Camus, Dostoyevski, Sokrates, Pavese, Oğuz Atay, Kafka, Cioran, Kant, Marx, Kierkegaard, Bukowski, Sabahattin Ali, Oscar Wilde, Freud, Bertnard Russel, Spinoza, Giordano Bruno, George Orwell

Dogmatik Düşünce eski bir projem olduğu için  resimler de logolarını görebilrisiniz

Soru sormayı marifet sananların kendi ideolojileri söz konusu olduğunda bundan haz etmediklerini öğrenmiş miydiniz?
Ancak marifet cevaplardan ibarettir. Soru üretmek kolaydır, sorgulama adı altında bilgisiz akıl yürütmeler üretilmesini sağlar doğal olarak yıkıcı sonuçları vardır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: