Şeriat ve Roma hukuku


Kaynaklarıyla ispat edilmiştir.
(Bkz: Bu insanlar bin senedir aşağıda ki gibi yaşadılar taaa ki İslamdan faydalanıncaya kadar) İhtilal islam sayesinde olabildi. Peygamber efendimiz (sav) emir ve ahdnameleri sayesinde bir hukuk sistemi oluşturabildiler. Medreselerde  müslümanlardan eğitim görüyorlardı. Hatta incelerseniz descartes ve çağdaşlarının fikir akımları müslüman kitapları sayesinde olmuştur.  (Bkz: Gazaliye atılan iftiralar)
Şimdi sırıtarak ilim Yunanlardan Romaya, Romadan Amerikaya geçti deyin..
Roma
Roma da işkenceler eziyet etmekten ibaretti, zanlı cürüm itirafında bulunmadığı taktirde
su dökülmek, ipe çekilmek, kamalanmak suretiyle işkenceler devam ederdi..

Avrupa güçlerince hala sürüyor Demokrasinin ardında..

Her şehrin celladı, darağacı, teşhire mahsus direği & şehrin merkezinde siyaset meydanı vardı. Bu işkenceler halkın rağbetini celbedecek kadar sempatik (!) hale gelmişti.

Kraliçe Elizabeth zamanında Katolikler, papaya kraliçeyi tahttan indirma sélahiyeti tanıdıkları için diri diri yakılmışlardır. Klişe, fahişe kadınlarla evlenmeyi dine hizmet olarak görüyordu.

1432senesinde vaftiz edilmiş bir Yahudi kadını şehirde temiz kız, iffetli kadın bulunmadığını böyle birini arayanların beşiklere bakmaları gerektiğini söylemişti.

Ortaçağ papazlarının ahlaksızlıkları yazmakla bitmez. Ortaçağda Avrupalıların pisliklerinide yazmakla bitmez.

O devirlerde manastırların husisi pencerelerine gayr-i meşru çocuklar bırakılırdı. Büyüdüklerinde
12yaşındaki gençler yaşlı, gudubet, leş kokulu ihtiyar rahibelerin kapatmalığını yapmıştır.

Ortaçağın sonlarına, reform devrine doğru 12yaşlarındaki oğlanlar dahi genelevlere dadanmıştır.
Opera binasında çıplak balolar verirler bu balolarda yalnız yüze bir maske takılırdı..

Osmanlılarında savaştıklarında şaşırdıkları şey pis kokmalarıydı.

Barbar kabilelerce hiç gelişme yok idi. Zaten yeni icatlar ve fikirleri bulunan şahsiyet yetiştirmedi.
Roma cahil bir toplumdur.
Krallar & dalkavuklarının kanun koyduğu insanlığı karanlığa gömmekten başka işe yaramamıştır.

Servet hayvanlar & esirlerden ibaret idi. Esirlere insan değil mülk nazarıyla bakılırdı.
Adalet mahkemesi diye adlandırılan zulüm ocağı.

19.yy başlarına kadar böyle sürdü.

Teferruata inince sadece tarihler ,adlar, yerler ekleniyor garip olaylar.. var.
13.yy başlarında papa III.honerius hekimliği hakir bulduğu için rahipler sınıfının dokturluk yapmasını yasak etmiştir.
Würzburg’da 1298 yılında toplanan ruhaniler meclisi, din adamlarına sadece cerrahlığı değil, cerrahi ameliyatlarda hazır bulunmayı da yasak etmişti. Bu yüzden
Cerrahlık uzun zaman ayıp sayıldı

akıl hastalarını daha da çileden çıkaracak şekilde hüküm vermişlerdi.

Bugün de bazı doktorların kullandıkları bir usül hakkında, 1300yıllarında Montpellier’de tıp hocalığı yapan Arnoldus Villanovanus’un;
İdrarda bir şey bulamadığınız takdirde bir karaciğer obstruction’u olduğunu söylersiniz. Hasta tutarda baş ağrılarından şikayet ederse, karaciğer bozuk da ondan dersiniz. Amma obstruction kelimesini kullanmayı zinhar ihmal etmeyiniz.
Çünkü hastalar bunun ne demek anlamazlar. Manasını hastaların bilmediği kelimeler kullanmanız mühimdir.
1185 yılında bir gün Fransız Kralı Philip August, sarayın pencresinde oturuyordu. Sokaktan geçen arabalar yolda ki pislikleri sağa sola dağıttı, öyle müthiş bir koku yayıldı ki, Paris şehrinin kötü kokusuna alışık olması gereken kral bayıldı. Bunun üzerine birkaç sokağa kaldırım döşenmesini emretti.

1531’de Parisliler evlerinden birer hela ve lağım yaptırmağa mecbur tutuldular. Bu tarihe kadar hela vazifesini sokaklar görüyordu. Almanya’nın birçok yerinde sokakları kirletmek. 17yy ortalarına kadar sürdü.

“Sokaklarda hela bulunmadığı için sokak köşeleri, Lise civarları hatta sarayların çevreleri bu işte kullanılırdı. Mesela palais de Justice de her yerde insan pisliklerine rastlanır, Louvre de bu nevi kirletmelerden kurtulamazdı.
Adam nerede sıkışmışsa yükü boşaltır saray halkı oraladı bile olmazdı.
Tuvalet etmeyi dahi bilmiyorlarken MEDENİYETİ Osmanlı’dan öğrendiler..
Romalı hukukuna göre hiçbir kadın hür değildi. Kişinin oğlunu dahi satma hakkı vardı.

Öldüğü zaman cenazesi bile şeriat hükümlerince yıkanıp temizlenmeden tabutuna konulmaz. Halbuki frenk hastalanınca temizlik kaygısını umumiyetle unutulur. Ölünce de evinde bulunabilen en kötü beze sarılıp dikildikten sonra tabuta konulur ve ailesi cesedin en sathi surette temizlenmesini aklından dahi geçirmez

Avrupada yığınlarla pislik, murdarlık, bir ve pire gibi haşerat ve pis koku!. Ne kadar çok çirkinlik, rahatsızlık ve hastalık âmilleri. Bunların tafsilât ve teferruatı pek çirkin olduğu için bir türlü izah edemiyorum.

Bunun için “orta çağ insanı.” Batılılarda aşağılamak için kullanılır.

Evrim teorisini çürütecek diğer şey; İnsan eğer ilkel olsaydı FRANSA örneğinde ki gibi barbar bir kavimden ibaret kalırdı. Nasıl yaşayacakları hakkında fikirleri yok.
Yine osmanlı sayesinde refaha kavuştular.
ALLAH katından indirilen ALLAH kelamı kur-an’ı kerim Müslümanlara doğru yolu göstermiş aynı zamanda
kitap inmemiş kavim barbarlıktan öteye gidemedi. Kıyaslamayı yapın..

II.abdülhamid zamanında alamet robotu yapılabilmiştir.
Tıpta ki cerrahi aletlere kadar.
Gerçekten Kurân-ı Kerim’de sadece insanın yaradılışı gibi biolojik değil, hukukî, ahlakî, sosyal ve ekonomik konular yanında astronomi, jeoloji, botanik, zooloji ve tıp gibi çeşitli bilim dallarına dair bilgiler mevcuttur.
Loboratuarı ilk bulan cabir bin hayyam’ı gizlemek için* modern lobaraturarı kullanmışlardır.
*modern kavramı bu işlerde kullanılır, medeniyet, moda, demorasi gibi…
ateistlerede evrim teorisi için verdikleri “tabu, dogma gibi kavramlar mevcut”

Bu evrim safsatasıda Yahudilerin kabalasından kaynaklana bir şey. Kasıtlı olarak ileri sürülmüştür.
Şeriat;
İslam definesinde aranıp bulunamayacak birşey yoktur. Yanlış ifade ettik. Batının fuhşu, ayyaşlığı, kumarı, sözün özü hayvani zevkleri bulmak mümkün değildir.İslam hukukunun dayandığı felsefe:
Haklı olarak herkesin takdirini kazanmıştır. İslam kanunları akla gelen uygun şeylerdir.
İslam hukukçuları der ki, hüns(iyi) kubh(fena) üzerine istinad eder.
O halde iyi olanı yapmalı fena şeylerden kaçınmalıdır.
Eğer bir şey tamamiyle iyiyse onu yapmak mecburidir. Yani ya farz veya vaciptir. Eğer bir şeyde iyilik daha çoksa, onu işlemek şayanı takdir, yani müstehaptır. Eğer iyi ve fena eşitse veya böyle bir şey mevcut değilse kanun nazarında farksız yani mübahtır.
Eğer bir şey de fenalık kat’i ise bu yasak yani haramdır. Eğer fenalık daha çoksa onu işlemek çirkin yani mekruhtur.

Bugün ingiliz parlementosunda kadınlara tanınmış bir çok hakkın 1400yıl önce İslam’ın kadınlara vermiş olması

Kadın haklarının islam hukukunda bu günkü modern hukuka nazaran daha insanî olduğuna dair

Fransız Filazofu Voltaire; “-Türk kardeşime diyeceğim ki, senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor…
Keşişlerimizin asıl zoru Müslüman olan Türkler idi. İstanbul’un fatihlerine başka türlü karşı konulamayınca, onlar aleyhine sürü sürü kitaplar yazıp durdular. Sayıca Yeniçeriler’den üstün olan yazarlarımız, kadınları partilerine kazanmağa uğraştılar. Güya Muhammed, kadınları akıllı mahlûklardan saymazmış. Kur’an’ın hükümleirne göre hepsi köle imiş Bu dünyada hiçbir varlıkları olmadığı gibi cennettede yerleri yokmuş..
Dictionaire Phelsephee | Dictionnaire philosophique | cilt 4, sah, 319.

Şarap içme yasağının da keza ilmi araştırmalar neticesi ve sıhhi bakımdan çok yerinde olduğu tesbit edilmiştri. Paris’te bulunan Fransız İlimler Akademisi âzasından prof. Courrier ile Dr. Aşkenazilelu taraflarından yapılan tecrübelerde şu netice meydana çıkmıştır:
Su içen fareler normal olarak büyümüşlerdir.
Şarap içine fareler gelişmemişler, küçük kalmışlardır.
Meyva suları içen fareler su içenler gibi olmuşlardır.
Ayrıca birçok insan üzerinde yapılan tecrübelerde aynı neticeyi vermiştir.

İslamda RECM;
İnsan hakların bildirgesinin 17. Maddesinde belirtildiği gibi İslam fıkhında (hukukunda) hırsızlığ’ın cezası kol kesmedir..
Şunu belirtelim ki her hırsızlıkta kol kesilmez.. El kesme cezasına mani bir çok sebep vardır.
Burada pek azını belirteceğim ki mahiyetini kavrayın.
-Hırsızlık kıtlık zamanında vaki olmuşsa, (ekonomik kıriz diyelim mi? bu kırizi çıkaranlarda yabancı değil ama..)
-Hırsız, çalınan şeyi, hükümden evvel satın almış veya başkası tarafından satın alınıp hırsıza hibe edilmişse, kol kesilmez.
-Çalınan şey haram olan şarap ve domuz cinsinden bir mal ise
-Halkça az değer taşıyan ve alanlarda müsamaha edilen, ot, saman, kamış, çalı çırpı gibi şeylerse
-Süratle bozulan birşeyse
-Hırsız, hırsızlık yaptığı yerin işçisi veya oraya girip çıkmaya mezun bir kimse ise,
-Çalınan meradan alınan bir hayvan ise
-Malı çalınan yemin ettiği halde hırsız yeminden vazgeçerse
-İkrar suretiyle malı çalınan hırsız, ceza anından çalınanın kendisine ait olduğunu idda ederse

Osmanlıda gece kapılar mandalla tutturulduğu halde, cuma namazlarıan dükkanın kapısı açık gidildiği halde hırsızlık olmaz.
Senede dört hırsızlık vakası görülse de bunlarda rum cinsinden çıkardı..

Osmanlı’nın ilk üç asırında sadece 6defa el kesme uygulanmıştır.
Yüzyıllarda, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda suç işleniyordu.Günümüze bakın hangisi modern??? her gün yüzlerce cinayet.. diğer suçları saymıyorum bile.
İslâmda Keşifler
İslam felsefesindeki fikir ve ilahiyat hareketleri, Me’mun zamanında parlak bir devreye gelmişti. Me’mün Abbasi halifelerinin yedincisi. Halife Harun Reşid’in oğludur.
***
“Îslamların vûcuda getirdiği her şey, daha önceki kültürlerden farklı bir orjinalite arzediyordu.”
8.asırdan 13.asıra kadar devam eden beş asırlık dünya medenîyeti tarihî, İslâm medenîyetinden ibarettir.
Alimlerin, çeşitli ırk ve milletlere mensub olmalarına mukabil, istisnasız bütün eserleri arapça yazıldığından, arap unsuru bu medeniyete hakim olduğundan, umumiyetle İslam medeniyeti yerine, ona arap medeniyeti denmiştir.
Bu devrin çalışmaları muazzamdır. Kültürün hiçbir sahas, bu hususta, nasipsiz kalmamıştır.Fransız fizikçi Pierre Cuire manidar bir sözü de:
“Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyorduk.” demişti.
Çeşitli keşiflerİslam doktorluğu sadece öğrenmekle kalmadı Müslümanlar, tıbada yeni ufuklar açarak birçok şubelerini de kurdular, Mesela; operatörlüğün mucüdi: Ebul Kasım Zehravi’dir. Fenn-i ispençiyari denen eczacılık da yine müslümanlarca keşfedilmiştir. Bunun gibi madenlerden ilaçlar yapmak da ilk defa Müslümanlardan öğrenilmiştir.1
Müslümanlar için yahudilerin icatlarını kullanıyorlar diyen cahil ateistlere öğretelim..
Müslümanlar icad ederken yahudi daha ne demek olduğunu bilmiyordu.

Felç gibi hastalıklarda sıcak ilâçlar yerine soğuk ilaçlar kullanılması ameliyat yapılırken uyutucu ve uyuşturucu ilâçlar verilmesi, göz hastalıklarında ak suyunun ameliyatla çıkarılması, sarılık ve kolera gibi hastalıklara ilk defa deva bulunkası hep İslam hekimlerinin eseridir.2
(!) Eski müslümanlarda yalnız erkeklerden değil, kadınlardan da doktorlar, hatta operatörler vardı. Endülüs’de El Hâfid’in hemşiresi ile kızı meşhur hekimlerindendi. Hükümdarların haremlerinmi bunlar tedavi ederlerdi. Şam’da Beni Hut kabilesinden Zeynep, göz tedavisinde ve cerrahlıkta, mahariyetle şöhret yapmıştır.
Operatör Ebul Kasım’ın “Fenn-i Velâdet” denen ebeliğe ait kitabından da anlaşılıyor ki, o zaman Endülüs’de bazı ince operasyonlar yapacak derecede mâhir kadınlar varmış.4
Bunu müslümanlardan 500yıl sonra deneyen avrupa da ki ameliyat ölümle sonuç veriyor.
bkz: Roma hukuku

Razi’nin keşifleri (850-932)
İslamda ilk büyük hekim olarak gördüğümüz Râzi’nin, künyesi, Ebu Bekir’dir. Büyük ekseriyeti Türk olan Horasan’ın rey şehrinde doğdu. Asıl ismi Muhammed’dir. Birçok eserleri vardır. En büyük eserleri tıbba ait olanlardır. Avrupa’da “Hhazes” ismiyle tanınan Razi’ye “Şarkın Calinos”u deniliyordu.
Razi’ye şarkın Calinos’u dediler amma o, Calinos’u çok geçti.

Bağdat’ta inaş edilecek bir hastanenin yerini tesbit için her semte etler astırmış ve az çürümeye elverişli olan yere hastaneyi yaptırmıştır.

Bu,hastalıklara taaffünün birbirine yakınlığını ifade eden bir görüştü. İşte bu görüş, Pastör’ü müjdelemiştir.
Razi; Avrupa dillerine geömiş Mikyasta nakledilenlerdendir. Andre Visale’nin birkaç yardımcıyla Latinceye yaptığı tercüme, daha 11537 de bal şehrinde basılıp yayınlandı
Çiçek ve kızamık hastalıklarını ilk tetkik eden odur. Razi’nin bu keşifleri, tıb aleminin şaheserleri sayılır. Bu keşifler, 19.asra kadar tesirlerini yaşttı. Razi, bütün Avrupa üniversitelerinde İbn-i Sina ile müvazi olarak okutuluyordu.6
Kaytan yakısını bulan, kalb sektelerinde hacamatı (kan alma) kullanan, hummalı hastalıklarda soğuk su tedavisi yapan odur.
Razi’nin en harikulade keşiflerinden biri de böbrek ve mesanedeki taşları ilaçlarla parçalatmas veya ameliyatlarla çıkartmasıdır. U itibarla o, operatörlüğün ilerleyişine de amil oldu. Böbrek ve mesanedeki taş teşekkülü hastalığının bütün devrelerini görmüştü. Taşın teşekkülüne mani olacak veya teşekkül etmişse onun parçalanmasını temin edecek ilaçlar tatbik etti.
Razi’nin eserleri 1509 da Venedik’te 1528 ve 1548 de Parist’te basılıp yayınlanmıştır. Çiçek hakkında ki eseri, 1745 yılında bir kere daha basılmış bulunmaktadır.7
Bu ve benzer alimler hakkında İslama karşı görüşleri varmış gibi gösteriliyor ki bu alimler müslümandır mülhid ve zındık dediğini kanıtlayan hiçbirşey yoktur.
vikipedi ateistlerin otağı olduğu için buradan çıkan bilgilere bakmayın.
Nasıl olsa bu alimleri görünce İslam bilime engel diyemiyorlar.

İbn-i Sina’nın keşifleri (900-1037)
İbn-i Sina (Ebu Ali El Hüseyin İbni Abdullah) felsefe ve birçok ilimlerde olduğu gibi, tababette dahi en büyük mertebeyi ihraz etmiştir. Burada onun keşiflerinden bazılarını kısaca işaret edeceğiz.

Aristo, kanın kalbden çıktığını gördü, fakat kanın kalbe göndüğünü göremedi. İbn-i İsna ise hüçük ve büyük deveranları vazihen sezip meydana çıkardı. Aristo ve Galien, kanı, ruhnu makarrı telakki ettiler. İb’ni Sina ise, doğru olarak kanın, gıdayı taşıyan bir mayi olduğunu kefetti.

İbn-i Sina’dan evvelkiler “cenini” aktif şekilde kendi hareketleriyle doğar biliyorlardı. İbn-i Sina ise bunu, batın adalelerinin tazyikinde gördü ve o tazyik cenini, rahimden dışarı çıkarıyor dedi. Demek ceninin çıkışı aktif değil, pasiftir.8
İbn-i Sina şeker hastalığında (diyabette) idrardaki şekeri keşfetti. Daha harikuladesi, 1596 da Venedik’te basılan bir eserindeki reismlerinden öğrenildi ki o, belkemiğine ait gayr-ı muntazam teşekkülleri tashih ediyordu. Habulki bu usul, 1986da “Colat de Beck” tarafından pratik sahaya çıkarılabilmişti. Demek İbni Sina onun yaptığını 9.asırda yapıyordu. 9

İçme suyunun vasıflarını ibn-i Sina çok iyi biliyordu. İyi su yoksa, kaynatma ile tasfiye usülünü de o buldu. Kendisi mikropsuz suyun kaşifidir.
Civa ile tedavi usulünü de o meydana koydu. Ameliyatlarda büyük ağrıları hafifletmek ve şuurun meflüç bırakmak için şuruba Afyon, ban otu, sarı sabur ve Hindistan Ceviiz ilavesiyle müevvin(uyutucu) bir ilaç keşfetmek de ona nasib oldu10

Uluğ Bey (1395-1449)
Uluğ Bey’in Semerkant’taki rasathanesinin yüksekliği 180kademdi. Yani Ayasofya irtifanında idi. Orada bulduğu heyet hesapları, bugün bile hayret uyandırmaktadır. Rasathanede kutuplara olan mesafeleri ölçme aletleri vardı. Bu rasathane,1908de bir Rus mütehassısının hafriyatı neticesinde kısmen meydana çıkarıldı. Dantel gibi işlenmiş mermer sütunlar, rakamlarla süslü merdivenler, minyatürle süslenmiş duvarlar görüldü ki, bu rasathane mimarlık itibarıyle de ayrı bir harikadır.11
İslam aleminde 9.asırdan itibaren o rasathaneler ve o zeycler yapılırken Garbın ne halde olduğuna bakınız ki, Endülüs’de 11. Asırda meşhur kimyager ve heyetşinas Cabir tarafından sevil şehrinde de bir rasathane yapılmıştı. Hıristiyanlar oraları işgal ettikleri zaman bu rasathanenin ne olduğunu ve ne olabileceğini kestirmiyerek onu çan kulesi yaptılar.12
“Heyet ilminde (astronomi)Avrupalılar, müslümanlara o kadar muhtaçtılar ki, Avrupa hükümdarları felekiyatta (astronomi) müşkül bir meseleye düştükçe, kendilerine yakın bulunan yalnız Endülüs’e değil, Şarkın Müslüman memleketlerine dahi hususi memurlar göndererek o meseleleri İslam alemine hallettirdiler.”13
Hıristiyan Tarihçi Corcu Zeydan!dan aynen alınan yukarıda işaret ettiğimiz paragrafların ikinci bir manası da, garb aleminin Endülüs’ten öğrenemediğini, Şarkın Müslüman Türk alimlerinden öğrenmekte olduğudur.
El Biruni (1037-1051) ve Kopernik (1473-1543)
Carra de Vaux İslam alemindeki heyet işlmini tetkik eder veriyor. Ve diyor ki,
“-Onun ismi ki ilimlerin birçok sahalarında şerefle göründü. O heyette dahi çok ehemmiyetli bri mevkiye sahiptir.”
Heyete dair çok eserler veren, birçok üsturuplar vücuda getiren Biruni’den Fıransız müsteşriki, sadece o büyük Türk alimindeki geniş zeka elastikiyetini gösteren bir noktayı ele alıyor:
Acaba bize göründüğü gibi arz hareketsiz ve güneşle seyyareler mi harekettedir? Yoksa bizim gördüğümüzün aksine, güneş sabit de arz mı etrafında dönüyor?
Biruni’nin o akıcı ve yumuşak zekasını bütün aydınlığı ile buy mesele karşısında görüyoruz. Arzın güneş etrafında dönmesi nazariyesi Copernic’ten iki bin yıl evvel Babil’li Selencus ve Sisamlı Aristarque gibi şahsiyetler tarafından da ileri sürülmüştür.Biruni pek iyi bilip tetkikettiği bu iki faraziyenin taraftarlarnı ve aleyhtarlarını olduğu gibi ortaya koydu.

“Umumi kanaat, arzın sabit ve semanın harekette olduğu merkezindedir. Çünkü öyle görüyoruz. Fakat bunun aksine kani olanlar da var.”
İyi ama eğer Şarktan Garba dönen arz olursa, o zaman yuvasından garba doğru uçan kuş tekrar yuvasını nasıl bulur? Bu itiraz kuvvetli değil. Kuşun şarkı garbı yok yalnız insiyaki hareketi var.
Pekiyi arz dönüyorsa, onun bu dönüşünden dolayı ağaçların, taşların yerlerinden fırlamaları lazımdır. Buna da şöyle cevap verilir: Bu hal, o faraziyenin doğruluğunu çürütemez. Çünkü her şey, arzın merkezine düşüyor, demek ki o merkezde çekicilik var. İşte bu cazibeyi arz, (yer çekimi) üzerindeki şeylerin dışarı fırlamasına mani olabilir.
Biruni iki faraziyeyi de böylece anlattıktan sonra diyor ki.
“-Onların böyle zıt oluşunun ameli ve netice itibariyle hiç ehemmiyeti yoktur. Çünkü güneşi sabit ve arzı harekette farzetsek dahi heyet hesapları zerre kadar değişmiyor. O halde iki nazariyede hesap aynıdır. Meselenin güçlüğü bunda değil,
iki nazariyeden birini kat’i olarak kabuldedir. Acaba gördüğümüz mü doğru yoksa aksi mi doğru?
Madem ki hesaplar değişmiyor, telaşa lüzum yok. Fakat sırf hakikat namına iki nazariyenin taraftar ve aleyhtarı olan en yüksek heyetşinaslar yetişti. İşte biz de bu mevzu üzerinden “heyet ilminin Anahtarı” isilimli eserimizi vücuda getirdik ve orada gerek şekil ve gerek iç itibariyle seleflerimiz geçmeyi düşündük.” Ve belli geçti de.14
14Les penseurs de I’İslame, C.2, S.215-217
***İbni-Türk ve Harizmi
İslam aleminde riyaziyenin temelini atan 9.asırda İbn-üt Türk-ül Ceyli’dir.Bunun dört mühim riyazi eseri vardır. Kendisine ilminden dolayı Ebuül-Fazl ünvanı veirldi.
Harizmi asıl riyaziyatta meşhur muciddir. Avrupaya cebir ilmi Harizmi’nin koyduğu isimle geçti. Onun bu cebir kitabı,hemen latinceye tercüme edilmişti. Avrupa Rönesansının Lükas, Paçiyoli Ferari gibi ilk riyaziyecilerine hep bu kitap reberliik etti.
Avrupa Rönesansı riyaziyecileri onu “Ukala-yı Seb’a”dan yani yer yüzünün en akıllı yedi insanındna biri saydılar15
Hesap ilminde de, o zamanlar yine onun kendi isminde El Harizmi’den muharref olarak “Algorismus” deniyordu. Logaritmayı da o icad etti. Bu ilmin ismi de Avrupa dillerinde “Algoritmi” diye yine onun isminden muharref olarak yaşamaktadır.

Büyün dünyanın kullandığı bugünkü rakam sistemini de beşeriyete hediye eden o Türk dahisidir. Eski Latin rakamları çok güçtü. Halbuki Harizmi’nin sistemi sadece 9rakam ve bir sıfırla bütün adetleri ifade kabiliyetini kazandı. Zaten Frenkçedeki rakam manasından gleen “Chiffre” kelimesi dahi “sıfır” kelimesinden alınmıştır.15
Görülüyor ki cebir, logaritma, rakam Avrupa’ya hep İslami isimlerle geçiyor.
Diğer keşifler ve Heysem
Müsellesat (trigonametri) de vebir gibi müslümanların diriltip meydana çıkardıkları bir ilimdir.Ve yine cebir gibi bunu yapanda bir Türktür. Horasan Türklerinden Eb-ül Vefa mümas ile temam-ı mümas (Tanjant ve Kontanjat) düsturlarını o buldu. Hatta kendinden evvel hiç kimsenin bahsetmediği “kotekant” düsturunu da o keşfetti. Harizmi gibi onun eserleri de Latinceye tercüme olunmuştur.16
Müsellata “Ceyb”leri “sinus”leri bulan da Merv’li Hasip Ahmet namında bir Türktür. Onun bu keşfi Avrupa’ya El battani vasıtasiyle geçtiği için Avrupalılar müsellaesatın mucidi olarak yanlış yere bunu tanıdılar17
Cebirin hendeseye tatniki şerefi de Descartes’in değil, Müslümanlarındır.
***
Müslüman okülistler, göz hastalıkları ilminin (Optalmologie)de terakkisine hizmet ettiler. Daha sonra Roger Bacon ve Kepler gibi batılı fizikçilerin araştırmalarını, tahrik ve teşvik etmiş olan Kahireli İbn-il Heysem “ışık-optik” adlı meşhur eserinde, gözü , binoküler görmeği izah ve dahiyane bir şekilde ışınların inkisar olayını kırılmalarını görünüşünü tecrübe ile ilk defa o söylemiştir.
Fotoğraf makinesinin esasını teşkil eden “karanlık oda”yı da o keşfetti.
Fizik dahi İslami bir ilimdir ve bu ilmin en büyük velinimeti meşhur Heysem’dir. Kendisi 965 de Basra’da doğdu. Basra’nın Mavraünnehir’den getirilmiş Türk münevverleriyle nasıl İslam kültürüne ilk kaynak olduğunu evvelce görmüştük. Hazen’in asıl doğru ismi Heysem’dir Avrupalılar onun künyesindeki “İbn-i ali Muhammed İbn-i Hasan” kaydından Hasan’ı “Hazen” şeklinde okuduklarından bu yanlışlık meydana gelmiştir.18
Bu harikulade adam “Rü’yet Nazariyesi”ni keşfetti. Eski Yunanlılar rü’yeti, gözden çıkan şuaların görünen cisme varması şeklinde izah ederlerdi.
Heysem ise bunun aksini söyledi. Yani rü’yeti cisimlerden gelen şuaların gözdeki şebekeye aksiyle izah etti. Gözümüz iki olduğu halde cisimleri niye tek gördüğümüzn sebebini de bildirdi. İnkisar-ı ziya (ışık kırılması)dan dolayı görüşlerimizde nasıl galatlar olduğunu da meydana çıkararak gözden öyle emin bir ilim vasıtası olamıyacağını bildirdi.
Bu,hakikaten büyük hikmetşinas, güneşin tuküundan önce ve guruptan sonraki hayallerin görünüşünü, fecir ve şafak hadiselerini hep bu günün fennine uygun olarak izah ediyordu. Hava tabakasının takribe yüz kilometre kalınlığında olduğunu bil derin bir deha ile hesab etmişti.
Heysem cazibe-i arzı(yer çekimini) bile buluyor. O,caizbe kuvvetinin mesage ile değiştiğini bile anlamıştır.202
Kimya ve İbn-i Sina
Kimya ilmi dahi ismi üstünde, açıktan İslam medeniyetinin eseridir. Chimie kimyadan gelir. Kimyanın en yüksek kudreti de İbn-i Sina’da tecelli etti. Onun sayısız kimya keşifleri vardır. Meşhur fıransız kimyageri Berthelot bile ibn-i Sinanın bulduğu hakikatler sayesinde, bu günkü kimyanın terakkisine birçok hizmetloer ettiğini söyler.

İbn-i Sina dağların teşkkülü hakkındaki nazariyeleri ile “arziyat ilminin”(Jeoloji) dahi babası olmak hakkını kazandı.204
Voltair’e kadar dev insanların kemikleri zannedilen iskeletlerin büyük deniz hayvanlarına ait olduğuu ve bunların deniz olduğu zamanlardan kalma bulunduğunu söyleyen yine İbn-i Sina’dır.205

Akşemseddin ve Mikrop:
Akşeyh, şeyhinin hizmetinde bulunurken tahsiline devam ediyordu. Bilhassa tıbba büyük merakı vardı.
Yıllarcaç alışıp nihayet kudretli bir hekim olarak yetişti Çeşitli hastalıklara hangi otlardan ne şekilde hazırlanacak ilaçların iyi geldiğini, devrinde onun kadar iyi bilen yoktur.
Bu yüzden hastaları sür’atle şifaya kavuşturuyordu. Bu husustaki büyük ustalığı dillere destandı. Hatta çok kimseler onun bu hünerini kerametine hamlederdi.
Akşemseddin, bilhassa bulaşıcı hastalıklar üzerinde durmuştu. Çünkü o devirde salgınlar büyük tahribat yapmaktaydı. Nihayet araştırmaların vardığını neticeyi “Madde-ül-Hayat” adlı eserinde şöyle ifade etmiştir.
“-Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu sanmak hatadır. Hastalık insandan insana bulaşma suretiyle geçer. Bu bulaşma ise, gözle görülmeyecek kadar küçük, lakin canlı tohumlar vasıtasıyla olur.”

İşte böylece, bu büyük Türk hekimi beş yüz yıl evel mikrop teorisini ortaya koymuştur.
Akşemseddin aynı zamanda ilk kanser araştırıcılarındandır. O zamanlar Seratan denilen bu hastalıkla çok uğraşmış, hatta bu arada Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın oğlu Kazasker Süleyman Çelebi’yi tedavi etmiştir.
Bu büyük Türkü ve büyük insanı saygı ile analım206Mütercimler
Constantinus Africanus: Napoli kırallığının bir şehri Salermo 76eser latinceye tercüme etmiş.
Adelar: Bir ingiliz rahip ve felsefeye meraklı idi Yunan felsefesi öğrenmek gayesiyle arapça tahsil etmiş.Astronomi ve Riyaziyat
Hispanas (Yohannes): Orta Çağ’ın en mühim mütericimi bu zat, aslen Sevil yahudilerindendir. Mühim tercümeleri 20’yi geçen bu zat tercümeciliğe İbn-i Sina’nın “kitab-ün nefs”ini tercüme ile başlamış peşi sıra ŞİFA yı ve diğer eserlerini tercüme ederek İbn-i Sinayı Avrupaya tanıtmıştır. Farabi ve Gazaliden bazı eserleri latinceye tercüm ettirmiştir.
İbn-i Me’mun Batıda meymonides diye meşhur olan bu zat “Yoldan Sapmışlar Rehberi” müellifi olup, İbn-i Sina ile aristoyu mukayese eder ve birçok noktalarda Türk filozofunu Yunan filozofuna tercih eder. Bu yahudi alimi ayrıca İbn-i Rüşd’ün Avrupada tanınmasına yardım etmiştir.

İşte avrupa, sayısı elliyi geçen ve her biri ondan 70’e kadar eser tercüme denlerin de sayesinde, hem İslam alim ve filozofolarını öğrendi, hem de onlar vasıtasıyla Yunanlılar’dan haberdar oldu. Garbın İslam alemi karşısındaki bu öğrenme devri 4 asır devam etti. Bu devreye Avrupa’nın “ikini garb iskolastiği” denir.
adamları, alimler, bilim, cebir, heysem, ibn-i sina, İslam, jooloji, müslüman, trigonometri,

 

FRANSIZ İHTİLALİNİN ÇIKIŞI
Halk sınıflara ayrılmış, vücuda getirdiği zulüm ve huzursuzluktu.

Nasıl huzursuzluk olmasın ki, devletin bütün yükü bir kısım halka yüklenmşi, diğer imtiyazlı durumdakilerse her halttan muaf tutulmuştu.
Yine bu dönemde düşünceler şiddetli bir baskı altında tutulmuş. Herkes hangi meselede olursa olsun kralların, papazların ve soyluların istedikleri şekilde düşünmeye mecbur tutulmuştu.
Hele din bahsinde hiç kimse, ağız açıp papazlarınkinden başka bir fikir beyanında bulunamazdı. Çünkü bu suçların cezası çok kere yakılmak suretiyle verilirdi.
Devlet yönetimi tahammül edilemez, cemiyeti kemiren müthiş bir rahatsızlık ve din işlerinde de çekilmezlik hüküm sürmekteydi.
Bunun nedeni masonlar..
Filazoflar politikaya teşekkül ediyorlardı.
Bunlardan Monteskiyo, Voltaire, J.J Russou
büyük şöhret kazandılar nitekim hala bu filazoflar Fransız ihtilalinin öncü fikir adamları olarak yâd edilmektedir.
Bu üç filazof İslam kültürüyle olan vukuflarını bu kültürün tesiriyle ve Endülüs yoluyla kurulan üniversitelerden aldıkları feyizle elde ettiklerini biliyoruz.
Voltaire(1694-1778); papazların tahakkümlerine karşı mücadeleci fikirler ortaya atmıştı. Bu eser parlemento kararıyla yakılmış. Voltaire üç defa hapse atılmaktan kaçarak kurtulabilmişti. 1735
14.loui’ye resmi tarihçilik, II.Frederick’e mabeyncilik ederek büyük bir servet sahibi oldu.
Baskı yönetimi, zorbalık, adli mezalim, işkence ve dinî müsamahasızlıktan doğan cinayetler aleyhinde birçok yazılar yazmakla, 23 yıl içinde büyük şöhret kazandı. Hıristiyanlık aleyhindeki yazılar bu devreye rastlar.
Siyasette mesleği, hükümeti yıkmak, din hakkındaki görüşü, Hıristiyanlığın inanışlarını bertaraf etmekti.
J.J Russo(1712-1778); Monteskiyo, Voltaire gibi imtiyazlı bir sınıfa mensup olmadığı için, gençliğinde maruz kaldığı felaketlerin tesiriyle hükümetin ve cemiyetin, yeninde kurulmasını ve mevzuatın değiştirilmesini isteyen Russo.
“İnsanların yaradılışta müsavi ve hür olduklarını, cebir ve kahır yoluyla bu hakların alındığını, halbuki siyasî ve içtimai teşekküllerinin bunları korumaktan başka gayelerinin olmaması gerektiğini..
Hakimiyetin yalnız millette olduğunu müdefaa etmekteydi.
Monteskiyö(1689-1755); 20 senelik keşif bir çalışmadan sonra “Ruh-ul Kavanin” adlı eserini yazmış 1748’de bastırmıştı.
Siyasi felsefeye taallük eden bu eserde bütün hükümet şekilleri incelemekte, bunların hangi şekillerde ortaya çıktıkları ve ne gibi temellere dayandıkları izah edilmekte..

Bu fikirlerin halka yayılmasında hükümetçe alınan tedbirlerden hiçbiri mani olamıyordu.

Fransız ihtilali’nde Ansiklopedistlerin de rolü büyük olmuştur.
FIRANSIZ İHTİLALİLİNİ BÜYÜK YAPAN MASONLAR’IN DEVRESİ???
Her ilimde be her asırda, akli mesainin safhalarını bildiren bir nevi lügat kitabı hazırladılar.
Buna ansiklopedi dediler.
Bu en nadi şeylerden en yüksek mefhumlara kadar her şeyi içine alan bir eser olmuştu.
Didero,Dalamber adlı bie riyaziye alimi bu, eseri yazmaya başlamıştı.
O asrın her sınıf alimleri neşri devam eden bu esere yardımda bulunuyorlardı.
Voltaire ile Monteskiyö, birçok makale yazdılar.

Fakat eserin neşri iki defa yasak edildiği için Didero sekiz sene bir şey yazmadı. 28 ciltten ibaret olan bu eserin basılmasına, 1751-1772’de tamamlandı.

Ansiklopedistler, şahsi hürriyetten başka düşünmek, yazmak ve neşretmek husularındaki engellerin kalkmasına ve ticaretin serbestçe inkişafının müdahale edilmemekle mümkün olabileceğine müdefaa ediyorlardı.
Hıristiyan dinin çekilmez baskısını da, hürriyet aleyhinde bulduklarından tenkidlerine hedef almışlardı.

Bu sebepledir ki halk ile kral ve maiyetine karşı derin bir husumet, kilise yolu üzerinde de bir uçurum meydana geldi.
Sonradan Adliye Nazırı olan Polis Müdürü Arjanson. 1751 tarihind:
“Artık hükümetin halk arasında bir itibarı kalmadı, aşağı yukarı her tabakaya mensup fertler, şikayete başladı..
İmtiyazların devam ettirmenin tehlikesinide ileri sürmekten ve:
“Bizi düştüğümüz bataktan ancak bir mucize kurtarır” demekten geri kalamıyordu…
Halk isyandaydı diyebiliriz.

Arjanson, halkın fikri inkişafının yürüdüğü, büyüdüğü ve kabardığı yolundaki beyanlarıyla ihtilali müjdeliyordu.

Frigya başlığı ve horus gözünü şimdilik geçiyorum.

Böyle önemli siyasi kararlar aldıklarından bahsi olacakki o zamanın fransasında masonlar hızlı bir yükselişe geçmiş ve kendi içlerine bir çok üst düzey (!) üye kazandırmışlardı. Bunlarında planları tabiki yapılmıştı.. Okadar ki 1789 Yılının ilkbahar ve yaz aylarında İlluminatilerin tahıl piyasasında gerçekleştirdikleri manipulasyonlar sonucunda yapay bir buğday darlığı yaratıldı.
Bütün buğdayı satın alan –sonrasında sakladığımı, yoksa başka yere sattığıbilnmiyor- böylece halkı açlık sınırına sürükleyen kişi, Farmasonların büyük Amamç Locasının büyük üstadı olan Orleans Dükü idi.
Fransız İhtilali öncesinde Kraliyet ve Kilise mensuplarını halkın gözünden düşürmek için şöyle bir oyun oynandı.
Kraliçe Marie Antoniette adına devrin ünlü bir kuyumcusuna iri elmaslardan oluşan bir gerdanlık siparişi verildi. Kuyumcu bu siparişi hazırlayıp Kraliçe’ye götürdü; ama Kraliçe doğal olarak gerdanlığı kabul etmedi ve para ödemedi.

Fakat bu olay kraliçenin parayı çarçur ettiği şeklinde bütün basında yer aldı. Devrin kardinaline, durumu izah etmek isteyen Kraliçe adına; adamlarımız tarafından genelev olarak işletilen şehrin bir otelinde randevu verildi. Otele gelen Kardinale bir fahişe Kraliçe olarak tanıtıldı ve fahişe ile Kardinal bütün basında yer aldı.
Böylece hem Kraliyet Ailesi, hem de en yüksek kilise makamı yıpratılmış oluyordu.
Devrim, aslında halk için değil; Templar Şövalyeleri’nin intikamı, Sion tapınağı, Illuminatiler, Jakobenler ve Masonlar için yapılmıştı.. yukarıda bahsettiğim gibi bir ülkenin Komünizm, Kapitalizm veya Sosyalizm’i benimsemesi hiç fark etmez. Hepsi sonuçta bizim eserimiz olan aynı şeyler.

Başta akıllı ve zengin, yönetici bir avuç insan, geride hiçbir değeri olmayan ve istenildiği gibi yönlendirilen bir köle sürüsü. Fransız İhtilali neden yapıldı sanıyorsunuz, Fransız halkı çok fakirdi de açlıktan mı ölüyordu, ya da burjuvazi gerçekten çok mu zengindi? Hayır, hayır, sınıf farkı tarih boyunca hep olmuştur, bugün de böyledir. Asıl sebep Masonluğun en büyük kahramanlarından Jacques De Molay ve diğer Tapınak Şövalyeleri’nin, 1314 yılında o devrin Fransa kralı IV. Philip tarafından Tapınakçıların hazinesini kendisine vermediği için yakılarak öldürülmeleridir.
1789 yılında krallığın yıkılması ile birlikte 10 Ağustos’tan başlayarak üç renkli Fransız bayrağı, devrimin kızıl bayrağı ile değiştirildi. Halkın “Yaşasın kral Orleans” çığlıkları ile masonların “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik!” seslenişi, sokakları kapladı… Orleans Dükü, tabii ki sonunda hiçbir şey elde edemedi..

Kadın Erkek eşitliği ayetler.
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Burada işaret edilen insanlar içinde hiçbir fark bulunmadığı kur-an’ı kerim;
Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.
Hücurat suresi 13.ayet
10,11

Bu maddelere derpiş edilen hususları, fazlasıyla Hz.Peygamber’in Medine’de hazırladığı ilk Anayasa’da görürüz.
Hz.Muhammed (s.a.v), Medine’ye hicretinde orayı, tam bir keşmekeş içinde ve gücü yetenin diğerine her türlü zulmü, işkenceyi, yağmayı ve katili reva gördüğü ve vahşet diyarı olarak bulunca, bütün kabileleri toplayıp bu beyannameyi ilan etti.

Bundan sonradır ki , Medine şehri kurulan bu site devlet sayesinde barış ve huzura kavuşmuş, bütün insan hakları teminata bağlanmıştır.
Bu anayasanın sıhhatinden şüpheye de mahal yoktur. Zira sahifelerde bulunduğu üzere istifade ettiğimiz kaynak, yalnız şarkın değil, aynı zamanda garbın yetiştirdiği
Alman müsteşriki Wellhausen ile İtalyan müsteşriki Caetani gibi alimlerdir.

İLK YAZILI ANAYASA

Medine sitesini teşkil eden bu Anayasa, devlet reisi olan Hz.Muhammed (a.s) tarafından tanzim ve tatbik edilmiştir. Miladi 622’de Medine’ye hicret eden hz.peygamber’in tanzim ettiği bu Anayasa

nın derpiş ettiği hak ve vecibelerle bilhassa dini müsemahayı o devrin Avrupasında görmenin mümkün olmadığını, bu eseri tetkik edenler, kat’iyyetle alınmamış olacaklardır.

Ariston’un yazdığı Atina anayasası bu tarihçiler tarafından yapılmış bir tariften başka bir şey değildir. Çünkü Aristo’nun düşünce mahiyetinde ki bir eserinin, resmi hiçbir mahiyeti olmayan ve bir devlet reisi tarafındanda hazırlanmama durumu vardır.

Magna Carta “Büyük Sözleşme”si hiç değildir.
Hz.Ali’inin Mısır valisi “Malik bin el- Haris-el Eşter”e yazdığı emirname de keza, İslam’da ki devlet anlayışının , insan haklarını korumağa matuf bulunduğunu teyit eder.
*ilk yazılı anayasa maddeleri
Yine Hz. Peygamber’in veda Haccı münasebetiyle okuduğu hutbe de bütün bu vesikaların hz.peygamberden alınan ilhamla yazılmış emirnameler olduğu kendiliğinden ortaya çıkar.
Hıristiyan alimlerincede kabul edilmektedir. Zaten başka türlü olsaydı Fransız ihtilali’nde neşredilen beyannamenin prensipleri, avrupalılarca, belkide hiç bulunamayacaktı.
Ne yazık ki kendi kültürümüzün tesir ve kıymetini, yabancılardan öğreniyoruz.

anayasa, burjuva, carta, fransız, hukuk, ihtilali, ilk, maddeleri, magna, roma, siyaset, yazılı,

***/

Endülüs emevi devletinde avrupa fakirdi. Bu insanlarda çocuklarını okutmak için medreselere gönderiyorlardı.
Geriye köylerine dönen avrupalılar eserleri tercüme ettirdiler..
Bunun için tapınak şövalyelerine desteği veren Mozaraplardır
“Mozaraplar”
Arapça’daki “Müstarebe” kelimesinden gelmektedir. Araplaşmış mahiyetinde.
İslam’ı kabul etmeyip kültürünü, ilminin Hristiyan İspanyaya geçmesinde rol almışlar..

Batılılar 16.yy (1500’lere) kadar her alanda gerideydiler, Endülüs ispanyasında gözlerini kamaştıran bilgileri elde edene kadar.
771 senesinde Tarık ibni ziyadın endülüsü fethiyle müslümanlar 8 asır hükümran kaldılar.

Bu alimler sadece ilkleri bulanlar değil bu ilkleri ortaya kadar taşıyanlardır..
1400 çiçeğin fayda ve zararlarını kullanış yerleriyle çıkaran alim var.
Çiçeğin dişili erkekli olması kuran’a bakılarak bulunabilmiştir.
Coğrafya ilminin kıble yönünde ihtiyacolması gibi..

Müslümanların ilmine bilim denildi ve kendi taraflarına çektiler.

Başta batı bu ilimleri endülüsten aldı başlı başına bunu izah ediyoruz.. Dahasında St. Thomas Haçlı seferlerinde ki kuyruk acısı yüzünden İslamizm değil Helenizme çalıştı..Güya ilim eski yunandan romaya romadan buraya geçmiş halbuki
Eski yunanların varlığını dahi müslümanlar sayesinde öğrenebildiler.

Müslüman olacaklarına Eski yunandaki hayalperestlik, Cinsellik, bilimkurgu hoşlarına gitti.
***
Bugün batının bilimde iyice ilerlediğini sanıyorsunuz.
Şu an yeni dediğiniz icatlar ortaçağdan kalma..
Fransız fizikçi Pierre Cuire: “‘Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyorduk.” demişti.
(Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Çağ yay. Cilt 4

Şuan ki ilim müslümanlar sayesinde yeni dediğiniz icatlar çok önce düşünülmüştü ama batı bilimi kendi tarafına çekti ve insanları evrim gibi masallarla kandırdı.
bilim dedikleri şey kendi varsayımları.. bu teoriler kabaladan kalma ve insanlığın uyuması, cahil sürülerinin (ateistlerin) yetişmesi için gerekli.

Dan Brown’un kitabından çevirecek olursak adını vermiyorum boşuna para verip almayın.
çatlamış deri kitap sırtları ve tozlu ciltler ve tozlu raflara eskilerin limi bilgeliği şaşırtıcı idi.. Modern fizik bunları kavramaya daha yeni başladı..

“Bugünkü fizik eskilerin hayal bile edemeyeceği kavramlarıl ilgileniyor.
13.yy süpe sicim Ortaçağ aramilerinin onüçüncü yüzyıl çevirisi..

Süper sicim çok yeni kozmolojik bir modeldi en yeni bilimsel gözlermlere dayanarak çok boyutlu evrenin üç değil on boyuttan meydana geldiğini ileri sürüyordu ve hepsi keman tellerine benzer bir biçinde titreşen teller gibi birbirini etkiliyordu.

zohar erken dönem musevi gizemciliği temel metni.. bir zamanlar o kadar güçlü olduğuna inanıldırki, sadece alim olmuş hahamlar okuyabilirdi.
Eski gizemciler evrenin 10boyutlu olduğunu biliyordu.
Sicim teorisiyle ilgili altı boyutun dolaşık halde olup, tek gibi hareket ettiğinden bile bahsediyor.

***
Bu dönemde Endülüs İspanyasında latinceye geçirilen yüzlerce kavram & ilim var. Hiç Türkçeye geçti mi? Yok.

Daha da Osmanlı’da 100.000’e yakın kelime ve getirdiği kavram ilim TDK tarafından atıldı, İslam gibi bir hazine yok edilmeye çalışıldı bakın şöyle bir şey var.
İsmet inönü diyor ;

Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlamak değildir.
Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olması değildi.
..
Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslâm dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”

Kaynak: İ. İnönü. Hatıralar C. 2, s. 223
Bu Din eserlerinin yanında bahsettiğimiz ilimler var.. AytunçAltındal’ında belirttiği gibi…(bkz: Dilsizleştirildik)
***
Leanardo da Vinci’ni bu çizimleri nasıl çizdiğinin ilmi yok ki.
Ortaçağ karanlığında önünü göremeyen batı İSLAM Medeniyetinin aydınlığında çaldığı eserlere iki fırçada kendi atarak leanardo da vincisini çıkardı..

Katolik kilisesiyle iyi geçinen insanlar.
Einstein görelilik kuramıymış ( Nazi almanyasında siyon protokolleri üstüne makale yazıyordu bu adam)
Kendisinden asırlar önce bulunan görelilik kuramını kendine maletmiştir.

“Siyonistler hitler varken de vardı atatürk varkende.. einstein varkende leanardo varkende newton varkende..”

Harf inklabıyla tarihin değiştirildiğini belirttik.Evvelde Tapınak şövaleyleriyle başlayan akım haçlı seferleriyle devam etti.
İhtilalde Türkiyeye sığınan Alman profesörlerden Neumark’ın sarfettiği kelimeler manidardır.

Newton, okültist, simyacı, İncil üzerine majisyen büyücü.
GÜL & HAÇ ŞÖVALYESİ

Newton’un kafasına elma düştüğündeki yer çekimini
Herhalde Newton o sırada bir arapça kitap okuyordu ve elmanın düşmesiyle uyandı ve yerçekimiyle ilgili sayfayı açtı.
Ama bize denilen, onun kafasına bir elma düştü ve yer çekimini buldu Müslümanlar yerçekimini zaten
ayrıntısıyla Newton’dan önce açıklamıştı.
Heysem, Cazibe-i arzı (yerçekimini) buluyor. Diyeceğim şey senin bu âlimlerin kitap çevirilerine almana mani bir şey yok al ve oku.

İbn-i Haldun iki cilt 68Liraya bulunabilir bunuda ekleyelim.. ve siyon protokelleri yazılırken muhtemelen bu adamdan da yararlanılmış olmalı..

fiziğin kurucusu denilen ve ışığın kırılmasının keşfini yaptığı bilinen NEWTON Işığın kırılmasında beyaz bir ışık(lucifer=ışık getiren) üçgen prizmaya çarpar ve renkler oluşur (illumunati=aydınlanma) Kabala’da şeytana atfedilen “aydınlanma” ritüelidir bu..
Bunu ders kitaplarında “Newton’un canı sıkıldı ışığı üçgen prizmaya yansıttı, böylece ışığın kırılmasını buldu” şeklinde öğretiyorlar. Hiç bir şeyi tarafsız öğrenemiyoruz. Birilerinin işine gelmiyor.
Newton yine bu ışığın kırılmasının keşfini yapan değil optik ilminin kurucusu, büyük fizikçi Heysemden kendine maledendir.
Çünkü üstad bir mason..
Sır saklama ustaları ve
1975 yılında Paris’in Milli Kütaphanesi, Sir lsaac Newton, Batticelli, Victor Hugo ve Leonardo da Vinci de dahil olmak üzere, Sion Tarikatı’nın sayısız üyelerinin isimlerini içeren, (Les Dossiers Secrets) Gizli Dosyalar diye bilinen parşömenleri ortaya çıkarmıştır. En altta Newton’u görebilirsiniz.


Galieo Dünyanın döndüğünü kanıtlayabilir engizisyon tarafından sorgulanıp ölüme mahkum edilmesi de öyle ama kendisi keşfetmedi..

Tarihi hakkıyla inceleyip bakarsanız avrupaya bugünkü medeniyetini kazandıran herşey müslümanlardan çalıntıdır.
Hala daha yüzsüzce barbar diyebiliyorlar (bkz:yakın tarih) diyebilirler artık içki içerken sokaklara kusuyoruz.
artık müslümalara ihtiyaçları kalmadı!

Çaldıkları “yerçekimi,görelilik” kuramlarının mûcidleri müslümanlardan başkası değil.
Ortaçağın karanlığında önlerini nasıl gördüklerini tahmin edersiniz.
İnsanlık medeniyeti, Eski Yunan, Roma’nın henüz birerkulübe topluluğu bile oluşturmadığı dönemlerde haşmetli imparatorluklar kuran Ortadoğu’lu toplumların eseri olmuştur.

***
O kadar buluş yapan müslüman bilim adamlarının kitaplarda hiç adı geçmiyor.
İcatları kendilerine maledilenlerden başka bir şey yok. Eğer birşeyi yeterince inkar edemiyorlar modern diyip ilkelini kapatırlar. İlkel lobaratuarda da şimdiki cerrahi aletler var ne ilginç.

Hıristiyanların sıklıkla müslüman oldukları dönemde
Avrupa,Türk’lerden o kadar korkarki rezil haçlı seferleri yaparlar
hatta insanlarının Osmanlıya geçmelerinden korktukları içinde kliselerde papalar, diğer herkese barbar olarak tanıtır.
Süleyman hariç diğer Türkler, kadınları aşağılayan,barbar…olarak operalarda ve diğer herşeyde kötü olarak bahseder.
Buda İslam medeniyetine duyulan hayranlığın söndürülmesi için sürer
Şimdi de öyle ki bizimde söylediklerine kanmamızı bekliyorlar. Fatih Sultan Mehmet Han’ın
Konstantiniyye’yi fetih ettikten sonra
Ordularına kadınlara tecavüz etmelerine izin vermesi gibi.
Voltaire itiraf ediyor. Hıristiyan heyetince atılan iftiraları

Bunu sadece biz bilebiliriz.Evliya adam yazıktır ki müslümanlığı tadan bu asil ırk için de neler diyorlar.
İslam medeniyetin yasaları Kur-an’dır, ALLAH’a itaattır bakın bakalım yazıyormu kadına tecavüz çünkü yasalar ALLAH’ın ayetleridir….

Hep de cünüp insanlar.
Kendileri için böyle şeyler kanmalarına yetiyorda bizim insanımız kendi tarihinde, batılıların sözleriyle mi şüpheye düşüyor!
abartılı iftiraları onlar kabul ediyor.
daha abartısızları burada kabul görüyor. Misyoner kılıklı herifle günahlarla dolu kitaplar çıkartıyor bir yalan bu kadar itibar görüyor Türkiyede..
Bunların karşılığını verebilen bir adam yok tarihçi..
Ellerini kollarını sallaya sallaya Osmanlı’da sex hikayeleri diye kitap çıkartıyorlar.

Voltaire’in de iftiralarına deyelim hıristiyan heyetince bu abartılı-abartısız iftiralarına;“Türk kardeşime diyeceğim ki, senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor…

Keşişlerimizin asıl zoru Müslüman olan Türkler idi. İstanbul’un fatihlerine başka türlü karşı konulamayınca, onlar aleyhine sürü sürü kitaplar yazıp durdular. Sayıca Yeniçeriler’den üstün olan yazarlarımız, kadınları partilerine kazanmağa uğraştılar. Güya Muhammed, kadınları akıllı mahlûklardan saymazmış. Kur’an’ın hükümleirne göre hepsi köle imiş Bu dünyada hiçbir varlıkları olmadığı gibi cennettede yerleri yokmuş..”
Dictionaire Phelsephee | Dictionnaire philosophique | cilt 4, sah, 319.

gelenin keyfi için geçmise sövemem. (m.akif Ersoy)

Avrupanın savaşçılığıyla övünen bu marifetli ırktan üstün gelmesi bu imanı görmesi mümkün değildi İçten sömürmeyi, haksızlık yapmayı, çalmayı bilirler ki
Bu dönemlede savaşmak değil kafa tutmak bile soylarını tehlikeye atardı.
İslamı unutturdular ilim adın hiçbir şey yok, kendi ülkemizde boğazımızı sıkıyorlar.
Sömürge altına girdik.

Bunu hristiyan,yahudisi, ataiti… yapabilir sadece. Bunu yapan kendileridir, müslümanlığa ters.
Tahrif edilmiş tevratta ibadet şeklinde geçiyor.
“sen benim dünyadaki asamsın,seninle ulusları kıracağım,kardeşi kardeşe düşüreceğim…senden olmayanın herşeyi(malı,namusu) sana helaldir”…
Bunu müslümanın yaptığına kendi cahil halkı kanabilir, müslüman değil.

Biliyorsunuz tarihte yapılan savaşlarımızda sergilediğimiz insanüstü güçten korkarak şeytanlara yaptırdıklarımızıda idda ettiler.
Büyücü olduğumuzuda.
Hatta Türkler insan değil de dediler zamanında.

Padişahlar kardeş katiliymiş… Bu kadar basit şeyler ki biliyorum tedirgin etmek için ayıpla karşılıyorlar yine kulaktan dolma bilgileri kabul ediyorsunuz. Böyle bir yargının saçma olduğunu voltairein kendisi söylüyor;
“İkici Mehmet (Fatih), Avrupa hükümdarlarının hepsinden daha terbiyeli ve kültürlü idi. Gözdesinin canına kıymağa gelince, bir sultanın yatağına ait işlere askerin karışabileceğini düşünmek için Türk gelenekleri hakkında pek câhil olmak gerek.”

Voltaire;
Bütün tarihlerimiz, en modernlerine varıncaya kadar keşişlerin o zaman uydurdukları masalları tekrarlayıp dururlar. Güya Fatih, İstanbul’u kan ve ateşe boğan bir barbarmış, güya bir kavunu kimin yediğini bulmak için on dört uşağının karnını yardırmış, güya yeniçerilerine hoş görünmek için sevgilisi İrena’nın başını kestirmiş.
Tarihi hatalardan hoşlanan milletler çoktur. Bazı garplı tarihçiler, Müslümanların Venüs’e taptıklarını ve ALLAH’ı inkar ettiklerini ileri sürdüler.

Grotius bile, Muhammed’in bir güvercini kulağı etrafında uçurmağa alıştırdığını, Tanrı buyruklarını bu güvercin vasıtasıyla kendisine ulaştığını zannettirmeğe çabaladığını tekrarlayıp durdu.

Çoğu birer alfabetin yalan dergisi olan sözlüklerimizde de böyle gülünç masallara sık sık rastlanır..
Baştan başa bütün yalan olan buna kuvvetle inanılmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: