Cumhuriyet tarihi yalanları Osmanlı neden çöktü?

Osmanlı neden çöktü? Bilimde neden geri kaldı gibi sorular başlıca konu olarak ele alınmıştır. Diğer konulara yer vermedim. Güncellemede yer alacak konular en aşağıda yer alıyor.
Vahdettin ve istanbul hükümetinin durumu
Çerkes ethem hain mi?
Osmanlı neden çöktü.
Cumhuriyet tarihinde masonların etkisi

Burada ki bilgileri ilgili kaynaklardan çıkarıp derledim. Kendi düşüncelerim yer almıyor. Subjektif bir yazı değildir.

Amerika da ki ilkokullu çocuklara giderseniz ortaçağın ne kadar karanlık bir çağ olduğunu size söyler. Ama kimilerine göre öyle değildir.Onlar çok medeni insanlardır.

Bu insanlarda yıkanma yoktu boşuna barbarlıkla anılmıyor ortaçağ. Her ihtimale karşı “Parfume” diye bir film var. İnsanlar o kadar kötü kokuyorlardı ki bu nedenle pafüm sanayisi gelişti. Bu bir balık kokularını bastırması için.
Osmanlı savaştığında en çok şaşırdıkları şey pis kokmalarıydı. Ortaçağın karanlığında önünü göremeyen insanlar nasıl bilim yapabilmişlerdir? Bunları başka bir konuda topladık.(Ayrıntı içermiyor ilgili kaynakları inş güncelleyeceğim)

Şimdi Galileo’nun mahkum eden bilim düşmanları nasıl bilim yapabilir? Ve o Galileo dünyanın düz olmadığını veya döndüğünü nereden biliyordu? Bir kitapta mı görmüştü kafasından attığı şeyi aksini iddia eden tabulara karşı nasıl iddia edebildi? Tabi ki müslümanlardan öğrenmiştir. Bunların kaynakları çoktur. Onlara da yer verdik inş. Zira ortaçağın karanlığında önünü göremeyen batıda olacak gelişmeler değildir.

Bir zamanlar Turque modası bile vardı.. Osmanlı hayranlığı yaşandığı dönemleri kaynaklarıyla birlikte Osmanlıyla ilgili konuda vermiştim. Osmanlı da bilimi ve çöküşü de inceleyeceğiz inş.

Şimdi bu devriminin temellerini inceleyelim.

Dil gitti neden efendim çünkü öğrenilmesi zormuş.
Kılık kıyafet gitti neymiş efendim böyle modern değilmiş! Sonra güzellik yarışmaları, bira fabrikaları ve batının hayvani zevklerini alın. Sonra bilim yok diye müslümanlara kızın.
“SİZ AYA ÇIKTINIZ DA SARIKLI ALİMLER Mİ İZİN VERMEDİ? BAŞÖRTÜSÜNE Mİ TAKILDI?”

Bakın kardeşlerim, Şuna emin olun ki bu insanların bildikleri bir şey yok. Getirecekleri şeyler yıllarca insanları kandırabilmek için uydurulmuş palavralardır. Zaten üniversite okuyanları da etkilendiği kitaptan okuyup size tarih diye satmaya çalışmaktan başka bir şey yapmayacaktır. Kendi doğrularını tarih diye yedirecekler.

Ve her biri slogan gibi ezberlettirilmiştir bu insanlara “Atatürk olmasaydı adınız yorgo olurdu” Bu adamların vereceğiniz cevaplara karşı hiçbir güçleri olmayacaktır.
Siz kaynaklarıyla, belgeleriyle koyun eğer tartışıyorsanız. Şimdi BelgelerleGerçek Tarih diye bir site var. Bunları yayınlıyor eğer incelerseniz haklarında detaylı bilgiler alabilirsiniz.

Şimdi masonlar çok alaya alınan bir konudur.
Halbukü intihar süsüyle Abdülmecid’in bileklerini kesenler padişahı tahttan alabilecek güçteydiler. Bu nedenledir ki “meşrutiyet” ilan edeceğini söyleyen 2.Abdülahmid’i tahta geçirdiler. Bu kayıtları inceleyenler masonluğun büyük bir tehdit olduğunu görebilirler.

 Abdülmecid ve masonlar

Tanzimat dönemi;
Zengin manzum eserleri gitti ve  yerine düşük bir edebiyatla Dante’nin ilahi komedyası geldi. Bu eserde Dante İbni rüşt’ü cehennemde yakmıştır. Ve haçlı seferlerinde ölen dedesini cennette ziyaret etmiştir. Peygamber efendimizin miracıyla dalga niteliği taşımakla birlikte İbn-i Sina’nın Hay-İbn Yakazan’ı da benzer içeriği taşımaktadır. Zaten batının temeli müslümanların ilminin üzerine kuruludur.

Tanzimatta çıkarılan “içtihat mecmuası”masonların islam aleyhine yazılarıyla çıkıyordu. Bugünün ilerici geçinenleri o günkü faaliyetlerin mahsulüdür.

Haçlı seferlerinde yediği darbelerin intikamını almak için çırpınıyorlardı. Denizler hakimi ingiltere’nin deniz kuvvetlerine muadil bir donanma vücuda getirdiği için Sultan Aziz’in tahttan indiriliyor ve yerine İngiltere’ye bağlı İstanbul da ki mason locasının kayıtlı azası Beşinci Murat getiriliyor.
Osmanlıda tersaneler.
tersane

Abdülhamid han
Boşuna kurtlarla dans demiyoruz. Batışı 33 sene geciktirmiştir. Tam bir “deha”

Abdülhamid Han’ı tahttan indiren ENVER PAŞA, cenazesinde hüngür hüngür ağlamıştır. Nedenleri de aşağılarda…
Yine İttihatçılar’dan SEVR Antlaşması’na imza koyan RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI, onun için:
TARİHLER İSMİNİ ANDIĞI ZAMAN,
SANA HAK VERECEK, HEY KOCA SULTAN!
BİZDİK UTANMADAN İFTİRA ATAN,
ASRIN EN SİYÂSÎ PÂDİŞÂHINA!DİVÂNE SEN DEĞİL, MEĞER BİZMİŞİZ!
BİR ÇÜRÜK İPLİĞE HAYÂL DİZMİŞİZ!
SÂDE DELİ DEĞİL, EDEPSİZMİŞİZ!
TÜKÜRDÜK ATALAR KABRİGÂHINA!

diyerek pişmanlığını dile getirmiştir.
Ve burada nelerin yaşandığını bile bilmeyen insanlar kalkıyor. Osmanlı yobazlıktan battı, şundan battı diyor. Bilgisi olmamasına rağmen duydukları şeyleri konuşuyorlar. Çok bilinen birşey matbaanın iki yüz sene geç gelmesi. Zaten bu insanları bu kalıplar ezberletiyor ve papağan gibi yıllarca bunları ötüyorlar. Ve matbaanın gecikmesinin sebebi de onlara göre insanların cahil olması.
Şimdi;

Osmanlı devrinde, islam aleminin neresinde olursa olsun, büyük kitaplar yazıldığı zaman mesafeler, yollar, kıtalar ne kadar uzak olursa olsun, yakınlaşır, bu kitaplar hemen elden ele dolaşır. Bütün Osmanlı imparatorluğuna yayılır. İstanbul’a kadar gelir. İstanbul’u, Rumeli’yi aşar, elle yazılır, okundurdu. Bu insanlar bir hadis için çölleri aşan ve eşeği kandırdığı için “Bu eşeği bile kandırıyor, bize niye yalan söylemesin” diyen insanlar.
Zira Osmanlı yaşantısını bilmeyen insanlar birkaç tarihçiden duydular tabi hemen körü körüne bağlanırlar.

Jön Türkler, Meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren Abdülhamid’i tahta çıkarmışlardı. Anayasa ilan ediliyor. Mithat Paşa’nında etkisiyle. Neymiş artık şeriat filan kalmıyor yani çok açık.

Meşrutiyet (halkın devlet işlerini denetleyebileceği) ile dönemi düzelebileceği düşüncesindeydiler. Başlarında Namık Kemal ve Ziya Paşa bulunuyordu.
Vatansever ve özgürlük yanlısıydılar sözde. Genç Osmanlılar (Jön Türkler)i kurdular. Şimdi bir fiyaskoya şahit olun. Mebuslar meclisine müslüman olmayan halkın temsilcileri de katılırsa, müslümanlar arasında ki ayrılığın gidirilebileceğine inanıyorlardı. Tabi hepsinin bir mazareti var. Avrupa devletlerinin babıalinin iç işlerine karışmalarına engel olacaktı gibi gibi.

Meclis-i Mebusan’ın 117 mebusundan tam 48 tanesi bozguncu, ecnebilerin kuklası gayri müslimlerdi. Geri kalan 69 müslüman mebusun 8 tanesi arnavut, 14 tanesi arap ve dürzi idi. Diğer 47 tane Türk mebusun ise, bu şartlar içinde başarılı bir çalışma yapması mümkün değildi.

Zira Hristiyanların isteklerinin ardı arkası kesilmiyordu ve isyan etmekle tehdit ediyorlardı.
İşte bu sıralarda Türk-Rus harbi belirdi. Ezeli düşmanlarımız bahanelerle saldıracak yer arıyorlardı. Stratejileri de incelenmesi gereken bir konu yani düşman geldi denize püskürttük başta da şu komutan vardı. Oleeey bu mudur tarih? Nerede niçin hangi şekilde gibi bir sürü ayrıntı var tabi ama…

Onun Balkanlarda ayaklandırdığı Bulgar, Sırp haydutlarının tedip için devletçe alınan tedbirleri, zulüm ve vahşet hareketi sayıyor, devletin iç işlerine müdahale ediyorlardı.
2.Abdülhamid han ise 300 milyon altın borcu olan tamtakır bir hazineyle harbe girmektense işi politik yollarla halletmeyi uygun buluyordu.
Bu zat tahta çıktığında Osmanlı borç batağındaydı da neyse.
Hadi tamam bu sizin cahilliğiniz. Meşrutiyet yaşandı ve devlet yıkımın eşiğine geldi. Bütün ırklar ayrılıkçı tutum ve davranışlar ülke bütünlüğünü zedeleyen teklifleri padişahı rahatsız ettiler.Ve ilgili kişileri aldılar. Abdülhamid kaldırınca tekrar geri istemenin manası ne? Anlıyoruz ki devletin yıkılışını istiyorlar.
Şu öntürkler ve benzeri gruplar hepsi aynı tezgahın kuklalarıydı. Ve ne oldu meşrutiyet ilanı vahim bir sonuç alınca eski sisteme dönüldü fakat bu ahmak insanlar yeniden meşrutiyeti getirdi. Eğer reform yaparsak güya kurtulabilecekmişiz. Sanki önceki meşrutiyet işe yaramış gibi. Yani Kadir Mısıroğlu anlatır. Lozan da bir adamız daha olacaktı. Araya kaynamış kimse de isteyememiş korkaklıktan yani batının yanında düğmeleri ilikleyip hazır ola geçen insanlar bunlar. Dahasında masonlar, pontus okullarında zehirlenen ermeniler, gayrimüslimler, hainler.. hepsiyle başedilmesi gerekti. Tehditler haddinden çoktu


Dahasında Ruslarla savaş ile ilgili, padişah Meclis-i Mebusan’ın kararı gereği harekete mecburdu. Sadrazam (Başvekil) Mithat paşa başta olmak üzere meclis, harbe karar verdi.

Dahasında Ayastefanos’a (Yeşil köy) kadar geliyor düşman fakat bu tip ayrıntılara girmeyeceğim. Burada da çok güzel taktikler izleyerek politik başarılara imza attı bu zat. Cennet mekan Sultan Abdülhamid han

Bu badire atlatıldıktan sonra Türk hakimiyeti ve aleyhinde netice veren Meclis-i Mebusanın faaliyetine son verdi. Harbi teşvik ve tahrik eden devlet adamlarını, başta Mithat Paşa olmak üzere İstanbul’dan uzaklaştırma cezası ile (ki bu tarz ceza Sultan Abdülhamid’in çoğu kez tatbik ettiği cezadır.)
Tabi onları sefalete mahkum bırakmıyordu. Yine maaşlarını alıyorlardı bazılarına iki kat dahi bağlatılıyordu. Zaten Sultan Hamid han en sert hasımlarını bile en yumuşak muamele etmesini bilmiş ve en sert ceza olarak da idareciler için İstanbul’dan uzaklaştırmayı politikasının icabı saymıştır.
Nitekim o sürülenler Sultan’ın tahttan indirilişinden sonra işsiz kalınca:
“Nerdesin Abdülhamid, nerdesin Abdülhamid? bizi yine Midilli’ye, Kıbrıs’a, Rodos’a Fizan’a sür de, biraz insan gibi yaşayalım, demişlerdir. Bunların başında Rıza Tevfik Bölükbaşı gelir.
En kuvvetli teşkilatlı düşmanı 3.Selim zamanında kurulan Mason localarıydı. Bu teşkilatın devleti içinden kemirip yıkmak için kurulmuş olduğu, gösterdiği haince faaliyetlerinden sonra, evet Basra harap olduktan sonra anlaşılmıştır.

Yani milleti ayakta uyutmuşlar anlayacağınız. Çeteler bile bırakmışlardı haydutluğu savaşmak istiyorlardı ama bu devlet size gerek yok biz en donanımlı orduları kurduk diyerek önlemiştir. Sadece bu çetelerin bile gücü yeterdi der Mısıroğlu…

Şu tarih kitapları. Okurken deliye döndüğüm kitaplar. Anca bir düşmanın elinden bu kadar yüzeysel yazılabilirdi. Başka bir açıklaması olamaz. İstanbul hükümetini yerlere gömüyor fakat o zaman İstanbul hükümetinde kim var söylemiyor. Araştıran Vahdettin’i hain ilan edecek. Bütün bir Osmanlıyı da sanırsın bir komutan kurtarmış. O olmasaydı bize yaşamak bile yoktu. İkinci peygamber. Bunu geyik olsun diye söylemiyorum. Şahıslara hakaret etmek için de değil. Zamanında Türkün amentüsü bile çıktı. Atatürk ilah yerine kondu. İslamla alay edildi. Kuranlar toplatıldı. Köy köy, karış karış bütün anadoluyu arayıp bir bir kuranları toplattılar.
Hatta Bediüzzaman Said Nursi hazretlerine çektirmedikleri eziyet kalmadı dönemi araştıranlar bu zatın görüşlerine ve ülkede nelerin yaşandığını anlayabilirler.

Türkiye de kurulmuş ilk mason locası
Üçüncü selim zamanında 18yy sonlarına denk gelir. İstanbul da yahudi olmayanları kabul etmeyen mason locası İkinci Mahmut zamanında Kırım da “Eterya” ihtilal komitesini kurmuştu. Bu da 19yy denk geliyor. Yani 1800ler.. Zeytinyağı ticaretiyle büyük servetler yapan Rum zenginleri de, İstanbul’da ayrı bir loca açmışlar, bu locaya “Bizans” adını vermişlerdi. Bu locanın ilk üyeleri arasında yunan ihtilalini hazırlayan ve bu sebeple asılan Patrik Gregoryos da vardı.

4977b2e90565804d255933ddffde07fa
Rita Ecossais’den N.N Tepedelenlioğlu’nun “ilan-ı Hürriyet ve ikinci Abdülhamid” S. 20 1960

Türkiye de Ermeniler ve Bulgarlar1890da masonlukla ahlaklanmaya başlamışlardı. Türkler arasında ise, ilk mason olanlar İngiltere de vazife almış Sultan Abdülhamid devri diplomatları idi. Bunların ilki ve en yüksek derecelisi Koca Mustafa Reşit Paşa (Tanzimatçı) dır.

Kırım harbi esnasında 18yıl İstanbul da İngiliz büyükelçiliğini yapmış olan Stratford Radclif ile Mustafa Reşit Paşa, skoç ritinin 33leri yani Maşrik-i Azamları meclisi üyeleri arasındaydılar. Eğer masonluğu incelerseniz ritüellerini görebilirsiniz.
Daha Tanzimatçı Ali Paşa var. Fakat buralara girmiyorum. Abdülhamid hanı tahttan indirmek için nasıl bir teşkilatlanma görmeniz için verdim.

İstanbul da ki Ermeni’lerin Kumkapı da ki kiliselerinde yaptıkları bir toplantıdan sonra; kolar halinde şehre girip bir taraftan Babıaliye karşı hücuma kalkarak, diğer taraftan Osmanlı bankasını soymaya yeltenerek, bu arada bombalar dahi patlatarak isyana kalkmaları üzerine sırık hamalları sopalarıyla bastırılan bu ayaklanma hareketleri ve Yıldız da ki bombalı suikast teşebbüsleri hep o mason localarının eseridir. Bu Ermeni, Sırp, Rum çeteleri kışkırtarak Osmanlı’nın üstlerine saldırtmışlardır.
Abdülhamid’in kendi teşkilatı Yıldız İstihbarat memleket içinde ve dışında Abdülhamid Han’ın hiçbir muhalifini öldürtmemiştir. Ne sonradan iddia edildiği gibi Tıbbiyeli ve Harbiyeli gençleri gemi kazanlarında yakmıştır., ne de bacaklarına taş bağlayıp SarayBurnu’ndan denize attırmıştır. Zaten otuz yıl içinde de bir istisna haricinde idam ettirmiş değildir.
Şimdi iyi dinleyin. Büyük bir kurnazlık var.
Siyasi hasımlarını dikkatle takip etmiştir. Ve adamların karakterlerini öğrendikçe hırslarını, arzularını, tatmin etme yollarını aramıştır.

Mesela Tunalı Hilmi’yi, Dr.ABdışşah Cevdet’i, İshak Sükuti’yi bir kalemde nasıl tasfiye ettiğini biliyoruz.Bunları makam kapmak hırsından kavramıştır. Tunalı Hilmi, Madrit orta elçiliği 3.katipliğine tayin edilince Meşrutiyeti unutmuştur. Abdullah Cevdet’te Viyana elçiliğine tayin edilince, ihtilalcilikten vazgeçmiştir. Diğerleri de öyle.

Artık bütün bir avrupanın Osmanlının üstüne bindiğini söylememize gerek yoktur. Daha çetelerin ayaklanmaları var. Bir ayrıntı daha
1902’deParis’te 47 murahhasın iştirakiyle toplanan kongrede2. Reistlerden biri Ermeni (sisyan) öteki Rum(Sazas)dı . Murahhaslar da Türk, Arap, Rum, Kürt, Arnavut, Ermeni, Çerkez veya Yahudiydi. Kimbilir kaçı Türktü.
Osmanlı çok uluslu bir devletti. Bunu korumayı da başarmıştı ama Cizye almayı kesince tanzimat gibi bir yola girince artık bütün bunlar kaçınılmaz hale geldi. Batının büyün yönlerini almayı ilke edindiler.
Şam da Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kuran Kemal Paşa daha sonra ikinci meşrutiyeti isteyen İttihat ve Terakkiye katıldı. Neymiş eski hakları geri istiiyorlarmış. Devletin dağılmasının önlenmesi için. O yüzden Cumhuriyet tarihinde ki kadar hain hiçbir devlette yoktur diye.

Daha sonra kılıfı bütün ırkları mezhepleri Osmanlıcılık altında toplamak olan bu gruptan başka gruplarda belirdi. İslamcılık, Turancılık, Türkçülük, Batıcılık gibi.
Neyse, ittihat ve terakki masonlar topluluğu zorla Abdülhamid’e 2.Meşrutiyeti ilan ettirdi. Tabi padişahın haklarını da kısıtladılar. Yani onun isteğiyle kapanmayacaktı atık.. Enver Bey, Selanikten, Niyazi Bey Manastır çevresinde ayaklanınca olaydan istifade eden ittihat ve terakki Selanik Hükümet Konağını işgal eder. Ayaklanma genişlemesin diye kabul edildi.

En çok koyan da meşrutiyetin tekrar ilanında sonra siyasi suçluların affedilmesi.
Osmanlıcılık gitti, Türkçülük geldi. Batı aşıklarının yanında başka partilerde kuruldu.
Osmanlı ahrar, Ahali, Hürriyet ve İtilaf fırkası gibi gibi. Sonra bir ayaklanma yüzünden Abdülhamid han iniyor yerine 5. Mehmet padişah ilan ediliyor. Ve Bulgaristan bağımsızlığını ilan ediyor. Gerisi de bileceğiniz gibi Maceristan şurayı alıyor. Şu şu anlaşma yapılıyor ve Yunanistan Girite girdi.
Tabi bu dönem artık öyle bir dönemdi şeriat aleyhine nara atan yahudiler var. Gazeteler adeta kafirlikte yarışıyorlar.


kizil-sultan-ii-abdulhamid

Armenian Genocide 10
Ayrıca Kızıl Sultan adı altında karalama kampanyaları da yapıldı.

bira sıhhat verir
Pontus okullarında okutulan ermeniler ve bu ermenilerin daha sonra çeteleşme süreci.Ayrı bir konu… 😀 konu yolda tabi şevk gelmesi lazım.  Ermeniler üzerine kapsamlı bir araştırma yazıyorum. İnş baraşırılı olacağım.

Kadir Mısıroğlunun bir konuşmasından alıntıladıklarım;
Bursayı bir tek kurşun atmadan terkettiler
Ermeniler izmiri yaktılar. Fransız itfaiye müdürünün raporu sahibi ne türk dostu ne türk düşmanı. Yirmi yerden yangın çıkardılar ordan oraya koştum. Türk ordusu gelsede bir imdat etse.
İtalyan, antalyadan kendi çekildi.
Fransız, kuvayi milliyeciden yediği dayakla kendi çekildi.
Bunlar kaynaklarıyla var tabi ki de.. Ayrıca bir komutanla olacak iş değil.

Harf devrimi/darbesi ve arapça

Bakın bir gece de dili değiştirmek kolay mıdır? Kan döküldü… Sen bu devrimi yaparsan elbet herkes cahil kalır. Tekke ve zaviyeleri fen ilmine gerek yok diye kapattılar. Sonra bir dolu palavrayla devrimleryaptılar. Güya arapça zor bir dilmiş.
ARAPÇA ŞAİRLER TARAFINDAN GELİŞTİRİLEN BİR DİLDİR. Türkçe tecrübesiz bir dil. 24 bin kelimeyle hiçbir ilim yapılamaz. Türkçe sondan eklemeli bir dildir fakat arapçada hem sondann hem baştan eklemelidir. Bir kelimenin 24 farklı manası olabiliyor. Böyle gelişmiş bir dil. Hatta voltaire bu şiirleri batılıların belegatsız basit şiirlerinden ayırır. Ve överde över. Felsefe Sözlüğünde böyle methiyeler çoktur. Bunu ihtialin öncü fikir adamı söylüyor. Bu zat nerede okumuştur? Oxford… Ne için kurulmuştur? Bakınız bu insanlar Arapçadan tercüme ediyorlardı hatta Hristiyanların latince mektup yazacak doğru düzgün kişinin bulunamaması ama arapça olacaksa heryerde bulunacağı kayıtlarda vardır. Descartes gibi felsefecilerinden Einstein gibi fizikçilerine kadar hepsi müslümanlar sayesinde bilim de bir yere gelmiştir.
Oxford ise bu eserleri tercüme için kurulmuştur tıpkı Napoli gibi.. Eğer Sicilya tarihini ve çevresinde ki gırnata, aragon, Napoli krallığı, ispanya tarihi dahil araştırırsanız. Müslümanların kataloğu elli cilti aşkın tutacağı bir kültür hazinesiyle karşılaşırsınız. İskenderiyeden bile büyük bir kütüphanedenbahsediyorum. Yine bahsettiğim gibi aynı hazin sonu yaşamıştır. Hatta Dan Brown gibi başı kiliseyle belaya giren bir insan dahi bu sicim teorisinin yeni olmadığını yazar. Diğer makalemde vermiştim.
“Kuru Ot ve Paçavra Fiyatına, Okkası Üç Kuruş On Paraya” Hazine niteliğinde ki Osmanlı arşivlerini hurda fiyatınaBulgaristan’a Satıyor
http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/bulgaristana-satilan-osmanli-arsivi/

Endülüs zamanında onca kelime ve kavram nereye gitti? Bunlar mütercimler tarafından batıya geçtiler. (Bkz:Mozaraplar) O dönem Müslümanlarla birlikte yaşayan ve arap olmayan Hristiyanlar. Ayrıca komplo teorisi sanılan tapınak şövalyelerinin faaliyetleri de araştırmaya değerdir.

ve arapça eserler tozlu raflara terk edildiler. Dil darbesi yüzünden Bunu ismet inönü çok güzel özetler.

Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlamak değildir.

“harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı, okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olması değildi. uzun yıllar devlet, eğitim sorununa eğilmemiş, kitlesel eğitime önem vermemişti. devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, arap-islâm dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.”
kaynak: ismet inönü hatıralar cilt 2, sayfa 223 bilgi yayınevi 1985

El yazmalarına baktığımızda Osmanlıda 50.000 kadar var ama diğerlerince 1.500 normal görülüyordu.

Bu da bütün sorularınızı özetliyor sanırsam 🙂

Arapça gibi zengin bir dilde müslümanların geliştirdiği yüzbinlerce kelime ve kavram Tdk tarafından malum kişilerce atıldı.
Konuştukları dil ne tatlı ve ne kadar ahenklidir.
1782’de İstanbulda basılmış olan bu eserin müellifi Rahip Viguler diyorki;
Türk dilini tetkik ederken konuşma lehçesini muntazam ve fevkalâde mükemmel sıra tertibi, kulağa hafifçe aks eden muhteşem ve ölçülü sesleri, ahenk kanunu ve nihayet uzun ve kısa seslerin bir nevi musikiyi andıran tatlı teselsülü karşısında hayran kalmamak kabil değildir.
İnsan bu dilin bir ilim heyeti tarafından bilhassa tedvin edilmiş mantıki esaslardan doğmuş olduğuna hükmedecek hale gelmektedir.
Muhabbet edenlerin ifadeleri veciz ve telâffuzları ne temizdir. Gülüşlerinde ne kadar incelik ve el hareketlerinde ne zerafetle sadelik vardır..

“Benim dindaşlarım, Arapların şiirlerini ve hayal mahsulü olan eserlerini çok seviyorlar. Dini eserleri reddetmek için değil, Arapçayı daha güzel, daha kibar bir şekilde konuşabilmek için inceliyorlar.
İstidatları ile  dikkatleri üzerine toplayan bütün genç hıristiyanlar, Arap dili ve edebiyatından başka, şey bilmiyorlardı. Arap kitaplarını büyük bir dikkatle okuyup inceliyorlar, büyük paralar sarfederek bu kitaplardan müteşekkil kütüphaneler kuruyorlar ve heryerde bu edebiyatın eşsizliğini ilan ediyorlar. Ne yazık ki hıristiyanlar dinlerinin lisanını bile unuttular. Bin kişi içinde latince doğru dürüst bir mektup yazacak tek bir kişiye rastlamak mümkün olmuyor. Fakat Arapça yazılması icab ettiği zaman, istediğiniz kadar bulabilirsiniz. Bunlar, bu lisanda fikirlerini daha kolaylıkla ifade ediyor.
Arapların yazdıklarından daha güzel denebilecek şiirler bile yazıyorlar.

E. Levi- Piovençal “La Civilasition Araba en Espağne Maisoneuve et Cie Paris, 1948

Giyecek donu yok insanların şapka dayatılıyor. Giymeyen idam ediliyor. istiklal mahkemelerinde hainler asıldı diye uyuturlar milleti. İman ölçer mi varmış? Belgeler  aşağıdadır.

şapka darbesi

Çokça söylenen yalanlar.

Yunanlarla istiklal savaşı filan hikaye. Koskoca Osmanlı’nın beş yüz sene bir valiyle idare ettiği vilayet mi bizi zoralyacak? Kısacası yakın tarih yalandır.

Bu planlı ve içten bir çökertmeyle meydana geldi. Öyle ki bunu hazırlayanlar millete yaptıklarının güzel bir iş olduğunu zannettirdi. Misal Demirel şöyle diyor;
“Osmanlıyı biz de kötüledik. Çünkü Osmanlıyı methetsek, cumhuriyeti tutturmakta zorluğumuz olurdu. Yalnız, şimdi dönüp geriye baktığımız zaman şöyle kötüledik, biz, kahramanlıklarla övündük. Yani Kanuni Sultan Süleyman’ı kötülemedik hiçbir zaman, yahut Fatih Sultan Mehmed’i kötülemedik. Ama padişahlar dendiği zaman topyekün kötüledik. Böyle bir dönemi geçirmek mecburiyetindeydik.” (Türkiye, 09.10.1999)

Osmanlıyı 32 parçaya böldüklerinde parçaların birleşmesini sağlayan hilafetin makamını kaldırdılar. Mecliste ayaklananlar oldu. Ertesi gün öldürüldüler.” Biz barış yapmak için gelmedik. Topraklarımızı geri almak için geldik. Vatanı milleti sattınız” şeklinde konuşan Ali Şükrü öldürülüyor. Hasan Mezarcı daha anlatırda anlatır. Tabi adamı delirtip İsa Musa yaptılar. Konuşan yanıyor adlı bir makale yazmıştım zamanında.
Devrimler
Vitali Hakko fakir bir yahudiydi. Devrimler sayesinde zengin oldu. İnsanların giyecek donu yok şapka almak zorunda bırakılıyorlar yoksa kelle gidiyor. “bkz: Şalcı bacı” Devrime karşı gelenler cezalandırılıyordu. Ve şapkaların o zaman ki rakamlarını da araştırın bir zahmet. Bunun için ek gelir veriyor devlet. Fransadan düşük maliyete alıp bir dünya maliyete satıyor.

Lozan da bizi kim temsil etmiş? YAHUDİ HAİM NAUM.. Sonra utanç verici anlaşmalar verilmek zorunda bırakıldık..


Endülüs
Batı, Endülüsten aldıkları bilgileri eski yunanın diye benimsetmiştir.

Yakılan bu kitapların İskenderiyeden büyük olduğu söylenir. Ne hazin sondur ki o da böyle bir yokoluşa maruz kalmıştır. Hülagu han döneminde de moğolların saldırısında bir sürü kütüphane yok oldu. Ayrıca hasan sabbahın da parmağı var. Kayıtlar da kütüphanelerin nasıl yakıldığını bulabilirdiniz.
Eğer higgs bozanı bulunduysa bunu müslümanlara borçlusunuz. Dünyanın yuvarlak olduğuyla ilgili teleskoplarla gerekse deniz üzerinden çalışmalar var. İlmin hiçbir alanı nasipsiz kalmamıştır.

Heysem kameranın babası dediğimiz biri… İlmin her alanından nasibini almıştır bu insanlar.  Cabir bin hayyan’ın laboratuvarı vardır.Misal El kindi’nin Einstein’dan bin yıl önce görelilik kuramı vardır. Bunu bir endülüs tarihi okuyarak anlayabilirsiniz. Bir Haldun’un mukaddimesinde bile devletin nasıl çökeceği ve bütün devlet şekileri anlatılmıştır.
Endülüs tarihini bilmeyen ahmaklar ki ateistlerden oluşuyordur. Bir yerlerden duyduklarını konuşurlar. Neymiş  osmanlı da sanayi yokmuş. NEREDEN BİLİYORSUN?

ŞİMDİ MÜSLÜMANLAR BİLİMİ NE KADAR GELİŞTİRMİŞ BİRLİKTE BAKALIM;
Bir sürü ilaç ve kodeksleri kayıtlar da mevcuttur. Bir çok hastalığa şifa bulmuşlardır. Ve bu dev kütüphanelerin katalogları bile onlarca cilt kitaptan oluşur. Araştırdığınızda daha fazlasına ulaşabilirsiniz. Tabi iskenderiyeden büyük olduğu söylenen bu kütüphaneler yine aynı hazin sona maruz kalmıştır. Moğol istilasının ne kadar vahşi olduğunu ve Hülagu Han’ın abbasi halifesini halıya sarıp atla çiğnetmesi olayına bakabilirsiniz. Tabi Selçuklu döneminde Nizamülmülk’ün medrese arkadaşı hasan sabbah’ın haşhaşi ordusu de yağmalamıştır. Kayıtlarda var hep.
Bugüne kalanlarla bile

Felç gibi hastalıklarda sıcak ilâçlar yerine soğuk ilaçlar kullanılması ameliyat yapılırken uyutucu ve uyuşturucu ilâçlar verilmesi, göz hastalıklarında ak suyunun ameliyatla çıkarılması, sarılık ve kolera gibi hastalıklara ilk defa deva bulunması hep İslam hekimlerinin eseridir.
Cabir bin Hayyan’ın laboratuvarında kullandığı cerrahi aletler günümüzde halen kullanılmaktadır.
Eski müslümanlarda yalnız erkeklerden değil, kadınlardan da doktorlar, hatta operatörler vardı. Endülüs’de El Hâfid’in hemşiresi ile kızı meşhur hekimlerindendi. Hükümdarların haremlerinmi bunlar tedavi ederlerdi. Şam’da Beni Hut kabilesinden Zeynep, göz tedavisinde ve cerrahlıkta, mahariyetle şöhret yapmıştır.
Ve İmam Rabbani gibi dinde büyük bir zat hukuk işlerine kadınların da bakabileceklerini söyler.

Operatör Ebul Kasım’ın “Fenn-i Velâdet” denen ebeliğe ait kitabından da anlaşılıyor ki, o zaman Endülüs’de bazı ince operasyonlar yapacak derecede mâhir kadınlar varmış.4

Bunu müslümanlardan 500yıl sonra deneyen avrupa da ki ameliyat ölümle sonuç veriyor. Yani bilimin sahipleri dedikleri adamlar değil icat yapmak 18yy lara kadar pislikte boğuluyorlardı.

Atlantiğe filan açılmamıştır Osmanlılar İstanbulun fethiyle değil mi?
Osmanlı da bilim yokmuş 2.Abdülhamid’in denizaltısı değil denizin üstünde yüzen bir gemi bile yapılamazmış. Bunlar o kadar cahil insanlardır ki duyduklarını konuşurlar.

denizaltı

Resimllerin bulunduğu arşiv sitesiyle ilgili elime resmi bir kaynak geçmişti bulursam ekleyeyim.

Ha canım, karayiplerde başkenti Grand Turk diye bir ada var ona nasıl olmuş acaba? Sonra devlete bağlı Türk korsanlarına ne diyeceksin? Tortuga araştır bakalım bir ne göreceksin. Oruç reis, hızır reis

Mimari de çok iyi idik. Bize sadece Mimar sinan kaldı… Yine bu çağlarda yaşanan hikayeler vardır. Kubbe yaptığında bu nasıl duruyor diye gözlerine inanamayan japon mimardan bahsedilir.
Koca kasım ağa, Mimar davud ağa gibi gibi daha birçok var tam bir araştırmaya girmedim bu konuda ama Selçuk mimarisi de meşhurdur.
Zaten müslümanlar gösterişli tahtlar, köşklerle uğraşmamışlardır. Tezyinlere bakabilirsiniz. Camiler de ki geometrik şekliller.
Şimdi bilim yokmuş, herkes cahilmiş… gibi Kemalist söylemlerine karşı

Katip Çelebi’nin keşfüzzunun’da 15.000 kitap ve on bin kadar da müellif yer alıyor. 20 ana dalda 80 alt dalda bir sürü kitap var. Daha bu kitabın zeylleri var. Yani İsmail paşa ilave 2 cild daha ekliyor. Esmail müellifin adı altında. Yine araştırman için Leiden şehrinde basılan Carl Brockelman’ın “Getshichte de arabischen litteratur” bu eserleri bulabilirsiniz. Daha kaynaklarda İmam Azam’ın 800den fazla öğrencisinin isimleri ve hal tercemeleri yazılıdır. Hatta denir ki 560 tanesi fıkıhta derin alim olarak şöhret bulmuş 36sı içtihad makamına yükselmiş.

Cumhuriyet yıllarında tekke ve zaviyeler fen ilmi gereksiz diye kapatıldı.

Ve bütün ilimi yohennes gibi yahudi mütercimleri sayesinde aldılar. Kaynak verme alışkanlığı olmadığı için üstüne kaldı. Her biri en az 72 eser çeviriyordu.
Batıyı bilimde öncü kabul edenler. İhtilalin öncü fikir adamı voltaire ne diyor bakınız. “Türkler müslümanlar ve ötekiler” adlı voltaire derlemesinden aktarıyorum.
“Bizler her zaman Türklerin ayağına gideriz, onlar bir defa olsun Batıya gelmezler; bu bizim ihtiyacımızın açık bir belirtisidir. Doğu iskeleleri ticaret filolarımızla doludur. Bütün Avrupa devletlerinin orada konsoloslukları vardır. Türklerin batı da bir tek temsilcileri yoktur. Babıali bu durumu, muhtaç Avrupalıların kendi haşmetine karşı bir nevi yağcılığı diyebakar.
Hatta daha Hristiyanların kudüsü işgal ettiklerinde bütün kütüphaneleri talan ettikleri daha sonra savaş sarhoşluğu geçince kalan kitapları çevirdikleri anlatılır.

Son olarak vermek istediğim mesajlar NEDEN BİLİM YAPAMIYORUZ?
camiler

Güncellemede gelecek konular;

Dersim  ve İsmet İnönü’nün anlattıkları ve Sabiha Gökçen’in Atatürk’ün manevi kızının mektubunda bu bombalama eylemlerini anlatır. Yine Nfk bu dönemde ki insafsızlığı tecavüzleri anlatır.

İstanbul hükümetlerine de ineceğiz fakat. Lord Curzondan, Şeyh Sait isyanına kadar irdelenmesi gereken konular. Bir çok iftira var ve Arapları rezil aşağılık olarak gören zihniyetteler.

Dahasında Türk milliyetçisi yahudiler İmanual karasu, Moiz kohen gibileri veyabancı mebuslar. Araştırmanızı tavsiye ederim. Bu konulara girmem için zaman ayırmam gerekiyor.

Balkan savaşlarında da feci şeyler yaşandı. İnş Ermeni Mezaliminde bunları anlatacağım.

Daha var da var. Osmanlı dan çalınan daha doğrusu yağmalanan bir servet, hazine var. http://tarihvemedeniyet.org/2009/08/bulgaristana-satilan-osmanli-arsivi/

Şimdi önerebileceğim yegane site ise bu oluyor. http://www.ekrembugraekinci.com/

 Dua edinde tez zamanda devamını getireyim 🙂 

Reklamlar
2 comments
  1. Alpertunga said:

    Cumhuriyet yıllarında tekke ve zaviyeler fen ilmi gereksiz diye kapatıldı.
    Böyle saçma bir şey olabilirmi ,tarafsız yazıyorum kılıfı altında millete yalan söylüyorsunuz.Tekke ve zaviyelerde dönemin şartlarına uygun dersler veriliyormuydu ki kapatıldı diyorsunuz.Kapatılan medreselerin yerlerine modern okullar açılmadı mı ? Yeni Türkiye cumhuriyetini kısa sürede büyük işler başarılmasını sağlayacak insanlar yetiştirilmedi mı ? Birde pozitif ilimler gereksiz diye kapatıldı demişsiniz madem öyle yerine açılan okullarda niye pozitif bilime önem verildi.Tekke zaviyeler kapatıldı yerine Halk mektepleri açıldı kötü mü oldu ,kısa sürede önemli insanlar yetiştirilmedi mı? Osmanlıdan beri cahil ,okuma yazma bilmeyen köylüler bu enstitülerde eğitilmedi mı ? . Lütfen yazılarınızı daha dikkatli ve tarafsız yazınız

    Beğen

    • RENA said:

      Saçma bir şey olmaması gerekir ama oldu tabi ki. Tekke ve zaviyeleri kapatmak için değersizleştirmek gerekiyordu söylediğiniz iddialar neden olarak gösterilmeye çalışılsada asılsızdır. Din medresede öğretilir. Dinin karşı çıktığı şekilde kız -erkek aynı yerler değil. Bu devrim sonucu din hiç bir şeye karışamaz, ama siyaset dine karışır hale getirildi. Cihanı yöneten devleti aliye’den sonra ülkenin 3.dünya ülkeleri kıvamına nasıl getirildiği biliniyor.

      Kapatılan derslerin yerine modern okullar açılamaz. Modern diye yaptığınız yakıştırma sadece bir süs. Nitekim medreseler zaten modern idi. Modernlik anlayışları soyunmak olan insanların bilim yerine ideolojik zehirler ve kılık kıyafet ile uğraştırırsanız modern olsun olmasın sonu akıllı insan yetiştirmek değildir.

      Yerine açılan okullarda pozitif bilime yer verilmiş değil aksine batı bilimine önem verilmiştir. Onun getirilerini kullanamz bir nevi pazar olmak amaçlanmıştır. Niye bir mektebi açıp diğerini koyarsınzı eğer ortada büyük bir değişlik olmayacaksa bizi medreselerle dünya hakimiyeti, süper güç yapan kaynak yokedilmek için ve denetlenebilen batı sömürüsi altında tutmak için tabi ki.

      Osmanlıdan beri değil, sonra cahil kimseler oldu. Batıdan medet ummak bilim getirmez.
      Necip Fazıl Kısakürek – İman aksiyonu kitabına bakabilirsiniz.

      Tarafsızlık anlayışını değiştirmelisin, sen batılıların bilimi karşısında tarafsız kaldığın için mi onların ezmesine razı olabiliyorsun söyler misin? Burada tarafsızlık önerebilecek kişi sizsiniz, tarafsız olup pasif mi kalalım? Tarafsızlık sizin taraf değil.
      Ayrıca her konuda tarafsız kalınmaz bu saçmalık hiçbir insan tarafsız kalamaz kalmamalıda. Yazılarımın tarafsız olması değil gerçek olması gerekiyor. Ben de öyle yapıyorum.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: