Ayasofya ve İstanbul

Lalegül dergisinde çıkan bu yazı da önemli bulduğum bir konu geçiyor. O metinden bir alıntı koymak istiyorum.

ayasofya

Ayasofya Süleyman peygamber tarafından yapılmış. Daha sonra Konstantin bu eseri kiliseye çevirmiş. Fatih Sultan Mehmed Han fethettiğinde Ayasofya’nın o günkü haline üzülüyor ve bir şiir yazıyor.
İkinci yazı ise Ayasofya’nın mahiyeti hakkında bir şuura erişebilmemiz için güzel bir çalışma. Zira “Osmanlı neden başkalarının mabedini kilise yapmış?” şeklinde insanları kışkırtanlara da cevap niteliğinde.
Diğer bir şey de konumuz gereği selefilerin İstanbul’un fethiyle ilgili hadisi zayıf bulması üzerine bir soru; Acaba oraya Eyüp Sultan ne yapmaya gitti? Sırf o kadar yolu neden kat etti? Bunlar çok tuhaf insanlar. İstemedikleri hadisler ya uydurmadır ya zayıf… Ya da bidattir. Kendileri belirliyorlar. Fatih Sultan Mehmeti kötülemek için hadisi yok sayıyor…

İstanbul târih boyunca ulu ve kutlu bir şehir olmuştur. Asrın Müceddidi Mahmud Efendi (Kuddise Sirruhû)nun bu şehirde yaşaması da İstanbul’un mânevî güzelliğine ve câzibesine ayrı bir rahmet olmuştur.

Sebâ melikesi Belkıs vefât ettikten sonra dünyanın dört bir yanını gezen Süleyman Aleyhisselâm İstanbul’a gelmiş ve burayı beğenerek Sarayburnu’na çadırını kurdurmuştu. Orada büyük saray ve güzel köşkler yapan Hazret-i Süleyman, İstanbul için “Dünya var oldukça mâmur ve şenlik ola” diye hayır duâda bulunmuş ve mâbed olarak da şimdi bulunduğu yere ilk Ayasofya’yı yaptırmıştı. Daha sonra o muhteşem eserleri olduğu gibi bırakarak Kudüs’e gitmiş. Ve orada Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm’ın yapmaya başladığı Mescid-i Aksâ’yı tamamlarken vefât etmiştir.
İstanbul daha sonraki zamanlarda daha da gelişmiş, bundan dolayı çok istilâ ve yıkımlara da uğramıştır. İstanbul’un dokuzuncu kurucusu Konstantin burayı daha da mâmur kılarak şehri çok güzelleştirdi. Bu sırada zaman Hazret-i İsâ Aleyhiselâm ile Hazret-i Muhammed (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in zamanı arasına rastlar. Konstantin’in yaptığı en muhteşem eser, İstanbul’un ortası kabul edilen Ayasofya’nın bulunduğu yerde, kilise olarak tekrâr inşâsı idi. Dillere destân olan bu Ulu Mâbed’in hiç yıkılmaz denilen büyük kubbesi, Habîb-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Hazret-i Muhammed Mustafâ (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in doğduğu gece Kisrâ’nın sarayının taklarının yıkıldığı, Roma’daki Vatikan Kilisesi’nin kubbesinin yıkıldığı gibi çöküvermiştir.

Daha sonra Hızır Aleyhisselâmın hatırlatması ile Râhib Buhayra’nın öncülüğünde üç yüz kadar keşiş Mekke’ye gelerek, o zamanlar henüz çocuk yaşda olan Hazret-i Muhammed’in ağzından bir mikdar tükürük ile mübârek ellerinin örneğini aldılar. Bu el örneği Ebû Tâlib’in tarafından ceylan derisi üzerine çizilmiş olup özel bir kutuda saklanmakta idi. Velhâsıl Hazret-i Peygamberin ağız suyundan, zemzem suyundan ve Mekke’nin temiz toprağından bir mikdar alan papazlar, bunları İstanbul’a getirdiler. İşte Ayasofya’nın kubbesi bunlar katıştırılarak tâmir edildi. Hazret-i Peygamber Aleyhisselâm’ın tükürüğü şerîfi ile yapılan yer kubbenin kıble tarafında otuz iki nakışlı olarak belirli idi ve Osmanlı zamanında o yere bakıldığında Salavât-ı Şerîfe getirilirdi.

Fâtih Sultan Mehmed Hân “Bu kubbe Peygamber Efendimizin ağzının suyu ile ayakta tutuldu” diye tâ kubbenin ortasına bir zincir ile altın bir top asmıştır. Hızır Aleyhisselâm bu büyük top altında sâlih müminler ile buluşurmuş. Bu sebeple de müşkül bir işi olan kimseler Hızır Aleyhisselâmı bulup görüşmek ümîdi ile Ayasofya’da bu top altında kırk gün sabah namazına devâm ederler imiş.
İşte, daha birçok kutsal değere olduğu gibi Mevlânâ’ya, Mesnevîye, İstanbul’a ve Ayasofya’ya da değer veren Osmanlı, Allâh’ın hikmetine nisbetle “Hikmet-i Mukaddese” anlamına gelen “Ayasofya”da Mesnevî okunmasını bir gelenek hâline getirmiş idi. Ayasofya’ya Mesnevi-i Şerîf okunması için özel Mesnevîhân kadrosu dahi tahsîs edilmiş idi.
Osmanlı Türklerinin geleneğinde, bir memleket veya kale fethedildiği vakit, ordu içeriye girip burçlara bayrak çekerken surların üstünde ezan sesleri yükselir ve şehrin en büyük mâbedi derhal câmiye dönüştürüldükten sonra ilk Cuma namazı bu ilk câmide kılınırdı. Bu târihî ve millî an’aneyi Fâtih Sultan Mehmed Hân fetih hakkı olarak Ayasofya ile gerçekleştirmiştir. İstanbul’a girdiğinde doğruca Ayasofya’ya giden Fâtih Sultan Mehmed Hân bu mâbedi, kubbesine kadar çıkarak incelemiş, ama bakımsız bırakılmasından ve harap halde olmasından dolayı üzüntü içinde, şu meşhûr Farsça beyti okumuştur:

پرده داری می کند در طاق کسری عنکبوت
بوم نوبت می زند در قلعۀ افراسیاب

Perde dârî mi koned der tâk-i kisrâ ankebût
Bûm nevbet mi zened der kal’a-i Efrâsiyâb

Örümcek Kisrâ’nın sarayında perde-dârlık yapıyor
Baykuş Efrâsiyâb’ın kalesinde nöbet tutuyor

Ayasofya’nın tâmir ve tezyînini emreden Fâtih Sultan Mehmed Hân, burada müezzinine ezân okutturarak mâiyeti ile berâber ilk namazı kılmış ve burayı câmi olarak kendi hayrâtının ilk eseri olarak vakfetmiştir.
Ama ne yazık ki, 1935 yılı başlarında “geçiçi” olarak ibâdete kapatılan Ayasofya, 1947’de yayınlanan ufak bir broşürde bir “kararnâme”nin varlığından söz edilerek ve aynı kararnâmeye dayanılarak tamamen müze hâline getirilmiştir.
Bugün, insanlığın büyük bir târih, kültür ve din hazînesi olan Ulu Mâbed Ayasofya artık, Topkapı Sarayı tarafında ibâdete açılan köşesinde, rûhuna münâsib bir şekilde, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (Kaddesallâhu Sırrahu’l-Âlî)nin nurlu eseri Mesnevî ile ihyâ oluyor ve özlediği mânevî canlılığa kavuşarak bir nebze de olsa tesellî oluyor. Asırlardan beri okunmaya ve dinlenmeye devam eden Mesnevî, Ayasofya’nın târihî ve mânevî havasında yeni bir soluk buluyor.
Asrımızın Müceddidi Mahmud Efendi Hazretlerimizin muhtereme hanımefendileri Hacı Annemizin Ayasofya’nın ibadete açılan bölümünün her şeyi ile özel olarak ilgilenmesi, şimdiki hâline gelmesindeki gayret ve yardımları sâyesinde bu ulu şehrin Ulu Mâbed’i artık hizmet ve ibâdet için ışıl ışıl parlamakta. Bu vesîle ile muhtereme Hacı Annemize çok müteşekkir ve duâcıyız.
İşte yaklaşık beş yüz sene, içerisinde ibâdet ve duâ edilen, sohbetler, vaazlar verilen, kandiller, bayramlar kutlanan, cumalar kılınan Ayasofyamız gözyaşlarını silmeye başlamış bulunmakta.
MESNEVİHAN MURAT SOYDAN,  İSTANBUL’DAN MEVLÂNÂ ESİNTİLERİ

 Yazının tamamı için tıklayın

fatih-sultan-mehmet-sanalsinif

Benzer tablolar Fausto Zonaro ve Gentili Bellini

 

Ayasofya ne zaman ve nasıl açılacak? MüsbetFikir yazısıdır. Sonuna kadar okumanızı içtenlikle tavsiye ederim.

  •  Ayasofya, Allah Resulü’nün  fethini müjdelediği, kendisiyle birlikte askerini de övdüğü Fatih Sultan’ın zafer anıtıdır.
  • Ayasofya, yirmi bir yaşında İslam’ı cihana hakim kılacak iradeyi kuşanan devlet adamının fetih mührüdür
  • Ayasofya, İslam’a adanmış hayatlara verilen İlahi armağandır; “Feth-i Mübîn”dir.
  • Ayasofya, Akşemseddin ve Molla Gürani gibi Allah Resulü’nün  sünnet-i seniyyesine bağlı iki ulu hocanın, irfanın Fatih’in şahsında devletleşme tezahürüdür.
  • Ayasofya, gemileri karadan yürüten muhkem iradenin Hakk’ı batıldan ayıran son sözüdür.
Gemileri karadan yürütmek Fatih Sultan Mehmet İstanbulun fethi Mehmed the Conqueror

21-22 Nisan 1453 gecesi, Dolmabahçe Kumbaracı yokuşunu takip ederek, Aşmalı Mescid’den, Tepebaşı yoluyla Kasımpaşa’ya ormanlık ve toprak yollar temizlenerek bir yol açıldı. Yola, çam ve diğer ağaç kalaslar döşendi ve üzerlerine iç yağı, zeytinyağı sürülerek kaygan hale getirildi. Donanma, binlerce nefer ve yük hayvanları ile çekilerek bir gecede Haliç’e indirildi. Gemilerin karadan yürütülmesi; fetih esnasında şehirde olan Bizans tarihçisi Dukas, Dursun Bey ve Venedikli Barbonun tarihlerinde de yazılmış olup; ayrıca Âşıkpaşazâde. Mehmed Neşrî. Tâcizâde Cafer Çelebi, Müneccimbaşı, Nişancı Mehmed Paşa. İbn-i Kemâl Paşa gibi tarihçiler de ittifakla bildirmişlerdir.

  • Ayasofya, siyasette Yavuz’u, ilimde Ebussud’u, donanmada Barbaros’u, şiirde Baki’yi, mimaride Sinan’ı yetiştiren mukaddesat merkezidir.
  • Ayasofya, İslam’ın küfre karşı mutlak üstünlüğünü resmetmesi itibariyle; Müslümanların Allah’ın yeryüzündeki halifeleri olduklarını ve dünyaya yeniden adaleti getirecek yegane ümmetin onlar olacağının alametidir.
  • Ayasofya, çan seslerinin kapattığı gök yolunun tekbir sesleri ile açıldığı izzet kubbesidir.
  • Ayasofya, Batı’nın büyük olarak ilan ettiği bütün devlet adamlarının, -yirmi bir yaşında nâil olduğu muvaffakiyet itibariyle- kendisine yaver bile olamayacağı Fatih Sultan’ın açtığı, korunmasını da bir vasiyetle bütün ümmete havale ettiği mesuliyet merkezidir.
  • Ayasofya, Hakk’ın gelmesi ile batılın zâil olacağını bildiren ayet-i kerimenin bütün emperyalizmanın okuyabileceği büyüklükteki serlevhasıdır.
  • Ayasofya, hem bu mana değeri hem de Peygamber-i Zîşan’ın  fethedileceğinin müjdesini verdiği şehirde olması hasebiyle, büyüklükte Kabe, Ravza ve Beyt-i Makdis’ten sonra gelir ve asla ne Selimiye ne de Süleymaniye’ye kıyas edilebilir.
  • Ayasofya, bu manevi rabıtasından dolayıdır ki, Hristiyanlığın elinden kurtuluşuna vesile olan Sultan Mehmed’in, onlarca Müslüman komutan içerisinde Fatih olarak isimlendirilmesinin de baş müsebbibidir.
  • Ayasofya, salih babaların duaları gibi beddualarının da ne kadar tesirli olduğunu, ibadete kapatıldığı günden beri yaşadığımız belalardan tecrübe ettiğimiz yetim mabedimizdir.
  • Ayasofya, ezan sesinden ve musallilerinden mahrum haliyle düşman ordularına teslim edilen “askeri karargah” hükmündedir.
  • Ayasofya, küfre karşı İslam yurdunu korumak amacıyla örülen muazzam surdaki kilit taşıdır. Ne varki, “Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli” diyen bir milletin medeniyet havzasından sökülüp Batı’nın hayvani uygarlığına teslim edilmiştir.
    Maalesef ki Ayasofya, mirasyedi çocuklardan daha sorumsuz bir siyasi iradeyle; Batı’dan alınan “belhüm edal”den daha aşağı bir hayat karşılığında satılmıştır.
  •  Ayasofya, düşman ordularının bile yapamayacağı bir hileyle içerden kuşatılıp, İslam’a aidiyetini gösteren her şeyi sökülüp indirilmiş, buna mukabil putperestlere ait şekil ve suretler ortaya çıkarılarak yaşarken öldürülmüştür.
  • Ayasofya, küfrün onun üzerinden İslam’la hesaplaştığı ve bu yüzden kapatılma talimatını verdiği bir mabettir. En zayıf vicdanları bile tahrik eden “kapatılma teklifi”ne evet diyenler ya millete aidiyetlerini bütünüyle yitirmiş ya da cesaret hasselerini kaybetmiş zavallılardır. Kim bilir belki de böyle bir teklif gelmeden sadece Batı’dan bir “Aferin” alabilmek için bu cinayet işlenmiştir.
  • Eğer Ayasofya’nın kapatılma teklifi, Devlet-i Aliyye’nin siyaseten en zayıf konumda olduğu yıllarda bir sultana sunulsaydı, sultan her nevi bedeli ödemeyi göze alarak bu hain teklifi düşünmeden çöpe atardı.
  • Ayasofya, Fatih Sultan’la birlikte nasıl kiliseden kurtulduğu, niçin cami olarak açıldığı ve neden ibadete kapatıldığı anlaşılmadan açılmayacaktır. Açılsa da açılamayacaktır. Ayasofya, minberinde fetih hutbeleri okunmasına vesile olan fatihler ve onları dinlemeye müştak Müslümanlar zuhur ettiği gün açılacaktır. Bu gerçekleşmeden Ayasofya’yı açık tutmak da mümkün değildir. Çünkü, maddi manada camileri ancak, “Sadece Allah’tan korkanlar imar edebilirler.” ilahi buyruğu bunu ihtar etmektedir. Camileri fetih ruhunu kuşananlar imar etmeli ki, onlara karşı bir suikast planlandığında çevrelerinde etten hisarlar oluşturup onları muhafaza etsinler.
  • Ayasofya, Devlet-i Aliye’ye nisbetle ancak bir eyalet olabilecek çaptaki Anadolu’da devlet kurmayı, Bağdat’ı, Şam’ı, Kudüs’ü, Kahire’yi istilacılara ya da işbirlikçilere bırakmayı “kurtuluş” olarak ilan eden sahte kahramanların, siyasi yalanların, uydurma tarihi hükümlerin tashih ya da tasfiyesinden sonra açılacaktır.
  • Ayasofya, Batı’ya, “İşte ben müze yaptım, kiliseye çevirme işi de sana aittir.” dercesine mukaddesatımızı peşkeş çeken sahte kahramanların gizli planları deşifre edildiğinde açılacaktır.
  • Ayasofya, vakfiyesi içerisinde Ona ayrı bir bölüm ayıran, hatibinden imamına, kandilcisinden kayyımına, müezzininden temizlikçisine, muvakkitinden evrad okuyucusuna kadar görevlilerin evsaflarını ve vakıftan günlük kaçar akçe alacaklarını tayin eden Fatih Sultan’ın İslam hizmetkarlığı anlaşıldığında açılacaktır.
  • Ayasofya, kapalı olmasından dolayı Allah’ın, meleklerin, peygamberlerin ve bütün mahlukatın lanetinin üzerine boşaldığını gören ve titreyip ayağa kalkan Müslüman gençlerin Fatih Sultan’ın kabri başında dua edip helallik istedikten sonra başlatacağı “Ayasofya Yürüyüşü” ile açılacaktır.
  • Ayasofya, müzeye çevrilmesinin üzerinden onlarca yıl geçse de zalimlerin dünyadaki zilletlerinden paylarını alabilmesi için, mahzenlerinde saklı bütün ihanet belgelerini deşifre etmek için açılacaktır.
  • Ayasofya, Ezan’ı susturulan, elindeki Kur’an-ı Kerim’i alınıp yakılan, camileri yıkılan, alimleri asılan bir milletin çilesi bittiğinde açılacaktır.
  • Ayasofya, Hz. İbrahim’in duası olan Hz. Muhammed’in Mekke-i Mükerreme’yi fethedip Kabe’yi putlardan temizlemesi gibi, Fatih Sultan’ın duası olarak bu milletin içinden zuhur edecek yeni Fatihlerle açılacaktır.
  • Ayasofya, kalpleri mühürlenen sefihlerin, mühürlerinin bir hüküm ifade etmediği gün açılacaktır.
  • Ayasofya, fetih için İstanbul önlerine gelmeyi, “Bir dervişin sözüne kanıp orduyu Edirne’den İstanbul’a hayal yürüyüşüne çıkarmak” olarak gören Çandarlı Halillerin sözleri itibarsızlaştırıldığında açılacaktır.
  • Ayasofya, İstanbul surlarına İslam bayrağını dikerken üzerine yağan okları Allah’a ulaşma vasıtası olarak gören Ulubatlı Hasan’ın teslimiyetiyle açılacaktır.
  • Ayasofya, çağın her nevi imkanını kullanan Fatih Sultan’ın fiili duasının, çadırda sabahlara kadar niyazda bulunan Akşemseddin’in kavli duasıyla buluşmasıyla açılacaktır.
  • Ayasofya, on bin kişilik düşman birlikleri içerisine on kişilik bir müfrezeyle girebilen akıncı cesaretiyle açılacaktır.
  • Ayasofya, dünyanın yörüngesinde kalması gibi “kalbi mescide bağlı” hayatı namaz merkezli örgüleştiren gençlerin zuhuruyla açılacaktır.
  • Ayasofya, Hakk’a kulluğu Batı’nın sefih yaşam tarzına mahkumiyete değişen, bu yüzden de sadece karnını doyurmayı ya da karnını doyuracak kadar kendisine müsaade edilmesini lutuf kabul edip kölelik andı okumaya devam eden hasta ruhların tedavi edildiği gün açılacaktır.
  • Ayasofya, sanatçı kimliğiyle aşufteler tarafından ekranları, dolayısıyla da evleri işgal edilen bir milletin kız mekteplerinde burnunu göstermekten haya eden Hz. Muhammed’in kadın öğrencileri inisiyatifi ele aldıklarında açılacaktır.
  •  Ayasofya, yüzündeki yaşlılık alametlerini bir boya kazanına düşmüşçesine izale eden kadınların değil; her bir alameti Allah’a kavuşma vasıtası olarak görüp sevinen annelerin doğurduğu çocuklar tarafından açılacaktır.
  • Ayasofya, onlarca yıldır mektep sıralarında, anfilerde resmi tarih kayıtlarına göre cüceleri dev, devleri de cüce olarak okuyan bir neslin gerçek tarihle yüzleşmesiyle açılacaktır.
  • Ayasofya, bir mabedin müzeye çevrilmesinin hakikatte onun temsil ettiği dinin de müzelik olduğunun ilanı anlamına geldiğini fark eden bu yüzden maddemize ve manamıza dair kaybettiğimiz her şeyi geri almak için büyük bir hamle başlatacak gençlerin ferasetiyle açılacaktır.
  • Bu gün içine ancak bir müzeye girilir gibi girilen Ayasofya, cümle kapısından içeriye her adım atışında kubbesinde Fatih’in, fethin ilk gününde getirdiği tekbir sesini duyabilen gençlerin caminin içini ve dışını hıncahınç doldurduğu gün açılacaktır.
  • Ayasofya, kapatanların hesap vereceği mahkemelerin kurulduğu gün açılacaktır. Ayasofya, İslam’ı altı asırlık siyasi ömrünün en az dört asrında ona bayraktarlık yapan bir milletin İslam’la alakasını koparan tasarımcıların tanınmasıyla açılacaktır.
  • Ayasofya’yı açmaktan daha muhim olan onu açık tutmaktır. Çünkü Ayasofya, İslam cihan hakimiyeti beyannamesinin okunduğu bir zafer kürsüsüdür. Bu itibarla sürekli küfrün taarruzlarının hedefi olacaktır.
  • “Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ruhumuzu da kilitlediler. Her mana, her hikmet, her münasebet, Ayasofya’ya bağlıdır…”.
  • Ayasofya, milletinin kurtulması için dua ettiği tutsak sultanlar gibi zincirleri kırıp dünyamıza dönecektir. İman ve irfan atlasımızın kurtuluşu için Ayasofya yakın bir gelecekte mutlaka açılacaktır.
  • Ayasofya; Akşemseddin, Akbıyık, Molla Gürani gibi Ulu Hocalar, gemileri karadan çeken murabıt/mücahit askerler ve Fatih Sultan gibi bir iradeyi kuşandığımız gün bir daha kapanmamak üzere açılacaktır.

Alıntı
musbetfikir.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: