Müslüman Bilim İnsanları | İslam da Bilim

İslâmda Keşifler Türk kültürü ve Kimliği Müslümanlar 
Napolitan

İslam felsefesindeki fikir ve ilahiyat hareketleri, Me’mun zamanında parlak bir devreye gelmişti. Me’mün Abbasi halifelerinin yedincisi. Halife Harun Reşid’in oğludur.

“Îslamların vûcuda getirdiği her şey, daha önceki kültürlerden farklı bir orjinalite arzediyordu.”
8.asırdan 13.asıra kadar devam eden beş asırlık dünya medenîyeti tarihî, İslâm medenîyetinden ibarettir.
Alimlerin, çeşitli ırk ve milletlere mensub olmalarına mukabil, istisnasız bütün eserleri arapça yazıldığından, arap unsuru bu medeniyete hakim olduğundan, umumiyetle İslam medeniyeti yerine, ona arap medeniyeti denmiştir.

Bu devrin çalışmaları muazzamdır. Kültürün hiçbir sahas, bu hususta, nasipsiz kalmamıştır.Fransız fizikçi Pierre Cuire manidar bir sözü de:
“Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, bugün çoktan uzayda galaksiler arasında seyahat ediyorduk.” demişti.
Çeşitli keşifler
İslam doktorluğu sadece öğrenmekle kalmadı Müslümanlar, tıbada yeni ufuklar açarak birçok şubelerini de kurdular, Mesela; operatörlüğün mucüdi: Ebul Kasım Zehravi’dir. Fenn-i ispençiyari denen eczacılık da yine müslümanlarca keşfedilmiştir. Bunun gibi madenlerden ilaçlar yapmak da ilk defa Müslümanlardan öğrenilmiştir.1

Müslümanlar için yahudilerin icatlarını kullanıyorlar diyen cahil ateistlere öğretelim..
Müslümanlar icad ederken yahudi daha ne demek olduğunu bilmiyordu.

Felç gibi hastalıklarda sıcak ilâçlar yerine soğuk ilaçlar kullanılması ameliyat yapılırken uyutucu ve uyuşturucu ilâçlar verilmesi, göz hastalıklarında ak suyunun ameliyatla çıkarılması, sarılık ve kolera gibi hastalıklara ilk defa deva bulunkası hep İslam hekimlerinin eseridir.2

(!) Eski müslümanlarda yalnız erkeklerden değil, kadınlardan da doktorlar, hatta operatörler vardı. Endülüs’de El Hâfid’in hemşiresi ile kızı meşhur hekimlerindendi. Hükümdarların haremlerinmi bunlar tedavi ederlerdi. Şam’da Beni Hut kabilesinden Zeynep, göz tedavisinde ve cerrahlıkta, mahariyetle şöhret yapmıştır.

Operatör Ebul Kasım’ın “Fenn-i Velâdet” denen ebeliğe ait kitabından da anlaşılıyor ki, o zaman Endülüs’de bazı ince operasyonlar yapacak derecede mâhir kadınlar varmış.4

Bunu müslümanlardan 500yıl sonra deneyen avrupa da ki ameliyat ölümle sonuç veriyor.
bkz: Roma hukuku


Razi’nin keşifleri (850-932)
İslamda ilk büyük hekim olarak gördüğümüz Râzi’nin, künyesi, Ebu Bekir’dir. Büyük ekseriyeti Türk olan Horasan’ın rey şehrinde doğdu. Asıl ismi Muhammed’dir. Birçok eserleri vardır. En büyük eserleri tıbba ait olanlardır. Avrupa’da “Hhazes” ismiyle tanınan Razi’ye “Şarkın Calinos”u deniliyordu.
Razi’ye şarkın Calinos’u dediler amma o, Calinos’u çok geçti.

Bağdat’ta inaş edilecek bir hastanenin yerini tesbit için her semte etler astırmış ve az çürümeye elverişli olan yere hastaneyi yaptırmıştır.

Bu,hastalıklara taaffünün birbirine yakınlığını ifade eden bir görüştü. İşte bu görüş, Pastör’ü müjdelemiştir.
Razi; Avrupa dillerine geömiş Mikyasta nakledilenlerdendir. Andre Visale’nin birkaç yardımcıyla Latinceye yaptığı tercüme, daha 11537 de bal şehrinde basılıp yayınlandı

Çiçek ve kızamık hastalıklarını ilk tetkik eden odur. Razi’nin bu keşifleri, tıb aleminin şaheserleri sayılır. Bu keşifler, 19.asra kadar tesirlerini yaşttı. Razi, bütün Avrupa üniversitelerinde İbn-i Sina ile müvazi olarak okutuluyordu.6

Kaytan yakısını bulan, kalb sektelerinde hacamatı (kan alma) kullanan, hummalı hastalıklarda soğuk su tedavisi yapan odur.
Razi’nin en harikulade keşiflerinden biri de böbrek ve mesanedeki taşları ilaçlarla parçalatmas veya ameliyatlarla çıkartmasıdır. U itibarla o, operatörlüğün ilerleyişine de amil oldu. Böbrek ve mesanedeki taş teşekkülü hastalığının bütün devrelerini görmüştü. Taşın teşekkülüne mani olacak veya teşekkül etmişse onun parçalanmasını temin edecek ilaçlar tatbik etti.
Razi’nin eserleri 1509 da Venedik’te 1528 ve 1548 de Parist’te basılıp yayınlanmıştır. Çiçek hakkında ki eseri, 1745 yılında bir kere daha basılmış  bulunmaktadır.7

Bu ve benzer alimler hakkında İslama karşı görüşleri varmış gibi gösteriliyor ki bu alimler müslümandır mülhid ve zındık dediğini kanıtlayan hiçbirşey yoktur.
vikipedi ateistlerin otağı olduğu için buradan çıkan bilgilere bakmayın.
Nasıl olsa bu alimleri görünce İslam bilime engel diyemiyorlar.

İbn-i Sina’nın keşifleri (900-1037)

İbn-i Sina (Ebu Ali El Hüseyin İbni Abdullah) felsefe ve birçok ilimlerde olduğu gibi, tababette dahi en büyük mertebeyi ihraz etmiştir. Burada onun keşiflerinden bazılarını kısaca işaret edeceğiz.

Aristo, kanın kalbden çıktığını gördü, fakat kanın kalbe göndüğünü göremedi. İbn-i İsna ise hüçük ve büyük deveranları vazihen sezip meydana çıkardı. Aristo ve Galien, kanı, ruhnu makarrı telakki ettiler. İb’ni Sina ise, doğru olarak kanın, gıdayı taşıyan bir mayi olduğunu kefetti.

İbn-i Sina’dan evvelkiler “cenini” aktif şekilde kendi hareketleriyle doğar biliyorlardı. İbn-i Sina ise bunu, batın adalelerinin tazyikinde gördü ve o tazyik cenini, rahimden dışarı çıkarıyor dedi. Demek ceninin çıkışı aktif değil, pasiftir.8

İbn-i Sina şeker hastalığında (diyabette) idrardaki şekeri keşfetti. Daha harikuladesi, 1596 da Venedik’te basılan bir eserindeki reismlerinden öğrenildi ki o, belkemiğine ait gayr-ı muntazam teşekkülleri tashih ediyordu. Habulki bu usul, 1986da “Colat de Beck” tarafından pratik sahaya çıkarılabilmişti. Demek İbni Sina onun yaptığını 9.asırda yapıyordu. 9

İçme suyunun vasıflarını ibn-i Sina çok iyi biliyordu. İyi su yoksa, kaynatma ile tasfiye usülünü de o buldu. Kendisi mikropsuz suyun kaşifidir.
Civa ile tedavi usulünü de o meydana koydu. Ameliyatlarda büyük ağrıları hafifletmek ve şuurun meflüç bırakmak için şuruba Afyon, ban otu, sarı sabur ve Hindistan Ceviiz ilavesiyle müevvin(uyutucu) bir ilaç keşfetmek de ona nasib oldu10
Uluğ Bey (1395-1449)
Uluğ Bey’in Semerkant’taki rasathanesinin yüksekliği 180kademdi. Yani Ayasofya irtifanında idi. Orada bulduğu heyet hesapları, bugün bile hayret uyandırmaktadır. Rasathanede kutuplara olan mesafeleri ölçme aletleri vardı. Bu rasathane,1908de bir Rus mütehassısının hafriyatı neticesinde kısmen meydana çıkarıldı. Dantel gibi işlenmiş mermer sütunlar, rakamlarla süslü merdivenler, minyatürle süslenmiş duvarlar görüldü ki, bu rasathane mimarlık itibarıyle de ayrı bir harikadır.11

İslam aleminde 9.asırdan itibaren o rasathaneler ve o zeycler yapılırken Garbın ne halde olduğuna bakınız ki, Endülüs’de 11. Asırda meşhur kimyager ve heyetşinas Cabir tarafından sevil şehrinde  de bir rasathane yapılmıştı. Hıristiyanlar oraları işgal ettikleri zaman bu rasathanenin ne olduğunu ve ne olabileceğini kestirmiyerek onu çan kulesi yaptılar.12

“Heyet ilminde (astronomi)Avrupalılar, müslümanlara o kadar muhtaçtılar ki, Avrupa hükümdarları felekiyatta (astronomi) müşkül bir meseleye düştükçe, kendilerine yakın bulunan yalnız Endülüs’e değil, Şarkın Müslüman memleketlerine dahi hususi memurlar göndererek o meseleleri İslam alemine hallettirdiler.”13

Hıristiyan Tarihçi Corcu Zeydan!dan aynen alınan yukarıda işaret ettiğimiz paragrafların ikinci bir manası da, garb aleminin Endülüs’ten öğrenemediğini, Şarkın Müslüman Türk alimlerinden öğrenmekte olduğudur.

El Biruni (1037-1051) ve Kopernik (1473-1543)
Carra de Vaux İslam alemindeki heyet işlmini tetkik eder veriyor. Ve diyor ki,
“-Onun ismi ki ilimlerin birçok sahalarında şerefle göründü. O heyette dahi çok ehemmiyetli bri mevkiye sahiptir.”
Heyete dair çok eserler veren, birçok üsturuplar vücuda getiren Biruni’den Fıransız müsteşriki, sadece o büyük Türk alimindeki geniş zeka elastikiyetini gösteren bir noktayı ele alıyor:
Acaba bize göründüğü gibi arz hareketsiz ve güneşle seyyareler mi harekettedir? Yoksa bizim gördüğümüzün aksine, güneş sabit de arz mı etrafında dönüyor?

Biruni’nin o akıcı ve yumuşak zekasını bütün aydınlığı ile buy mesele karşısında görüyoruz. Arzın güneş etrafında dönmesi nazariyesi Copernic’ten iki bin yıl evvel Babil’li Selencus ve Sisamlı Aristarque gibi şahsiyetler tarafından da ileri sürülmüştür.Biruni pek iyi bilip tetkikettiği bu iki faraziyenin taraftarlarnı ve aleyhtarlarını olduğu gibi ortaya koydu.

“Umumi kanaat, arzın sabit ve semanın harekette olduğu merkezindedir. Çünkü öyle görüyoruz. Fakat bunun aksine kani olanlar da var.”
İyi ama eğer Şarktan Garba dönen arz olursa, o zaman yuvasından garba doğru uçan kuş tekrar yuvasını nasıl bulur? Bu itiraz kuvvetli değil. Kuşun şarkı garbı yok yalnız insiyaki hareketi var.
Pekiyi arz dönüyorsa, onun bu dönüşünden dolayı ağaçların, taşların yerlerinden fırlamaları lazımdır. Buna da şöyle cevap verilir: Bu hal, o faraziyenin doğruluğunu çürütemez.  Çünkü her şey, arzın merkezine düşüyor, demek ki o merkezde çekicilik var. İşte bu cazibeyi arz, (yer çekimi) üzerindeki şeylerin dışarı fırlamasına mani olabilir.
Biruni iki faraziyeyi de böylece anlattıktan sonra diyor ki.

“-Onların böyle zıt oluşunun ameli ve netice itibariyle hiç ehemmiyeti yoktur. Çünkü güneşi sabit ve arzı harekette farzetsek dahi heyet hesapları zerre kadar değişmiyor. O halde iki nazariyede hesap aynıdır. Meselenin güçlüğü bunda değil,
iki nazariyeden birini kat’i olarak kabuldedir. Acaba gördüğümüz mü doğru yoksa aksi mi doğru?
Madem ki hesaplar değişmiyor, telaşa lüzum yok. Fakat sırf hakikat namına iki nazariyenin taraftar ve aleyhtarı olan en yüksek heyetşinaslar yetişti. İşte biz de bu mevzu üzerinden “heyet ilminin Anahtarı” isilimli eserimizi vücuda getirdik ve orada gerek şekil ve gerek iç itibariyle seleflerimiz geçmeyi düşündük.” Ve belli geçti de.14

14Les penseurs de I’İslame, C.2, S.215-217
***İbni-Türk ve Harizmi
İslam aleminde riyaziyenin temelini  atan 9.asırda İbn-üt Türk-ül Ceyli’dir.Bunun dört mühim riyazi eseri vardır. Kendisine ilminden dolayı Ebuül-Fazl ünvanı veirldi.
Harizmi asıl riyaziyatta meşhur muciddir. Avrupaya cebir ilmi Harizmi’nin koyduğu isimle geçti. Onun bu cebir kitabı,hemen latinceye tercüme edilmişti. Avrupa Rönesansının Lükas, Paçiyoli Ferari gibi ilk riyaziyecilerine hep bu kitap reberliik etti.
Avrupa Rönesansı riyaziyecileri onu “Ukala-yı Seb’a”dan yani yer yüzünün en akıllı yedi insanındna biri saydılar15

Hesap ilminde de, o zamanlar yine onun kendi isminde El Harizmi’den muharref olarak “Algorismus” deniyordu. Logaritmayı da o icad etti. Bu ilmin ismi de Avrupa dillerinde “Algoritmi” diye yine onun isminden muharref olarak yaşamaktadır.

Büyün dünyanın kullandığı bugünkü rakam sistemini de beşeriyete hediye eden o Türk dahisidir. Eski Latin rakamları çok güçtü. Halbuki Harizmi’nin sistemi sadece 9rakam ve bir sıfırla bütün adetleri ifade kabiliyetini kazandı. Zaten Frenkçedeki rakam manasından gleen “Chiffre” kelimesi dahi “sıfır” kelimesinden alınmıştır.15
Görülüyor ki cebir, logaritma, rakam Avrupa’ya hep İslami isimlerle geçiyor.
Diğer keşifler ve Heysem
Müsellesat (trigonametri) de vebir gibi müslümanların diriltip meydana çıkardıkları bir ilimdir.Ve yine cebir gibi bunu yapanda bir Türktür. Horasan Türklerinden Eb-ül Vefa mümas ile temam-ı mümas (Tanjant ve Kontanjat) düsturlarını o buldu. Hatta kendinden evvel hiç kimsenin bahsetmediği “kotekant” düsturunu da o keşfetti. Harizmi gibi onun eserleri de Latinceye tercüme olunmuştur.16
Müsellata “Ceyb”leri “sinus”leri bulan da Merv’li Hasip Ahmet namında bir Türktür. Onun bu keşfi Avrupa’ya El battani vasıtasiyle geçtiği için Avrupalılar müsellaesatın mucidi olarak yanlış yere bunu tanıdılar17

Cebirin hendeseye tatniki şerefi de Descartes’in değil, Müslümanlarındır.


Müslüman okülistler, göz hastalıkları ilminin (Optalmologie)de terakkisine hizmet ettiler. Daha sonra Roger Bacon ve Kepler gibi batılı fizikçilerin araştırmalarını, tahrik ve teşvik etmiş olan Kahireli İbn-il Heysem “ışık-optik” adlı meşhur eserinde, gözü , binoküler görmeği izah ve dahiyane bir şekilde ışınların inkisar olayını kırılmalarını görünüşünü tecrübe ile ilk defa o söylemiştir.
Fotoğraf makinesinin esasını teşkil eden “karanlık oda”yı da o keşfetti.
Fizik dahi İslami bir ilimdir ve bu ilmin en büyük velinimeti meşhur Heysem’dir. Kendisi 965 de Basra’da doğdu. Basra’nın Mavraünnehir’den getirilmiş Türk münevverleriyle nasıl İslam kültürüne ilk kaynak olduğunu evvelce görmüştük. Hazen’in asıl doğru ismi Heysem’dir Avrupalılar onun künyesindeki “İbn-i ali Muhammed İbn-i Hasan” kaydından Hasan’ı “Hazen” şeklinde okuduklarından bu yanlışlık meydana gelmiştir.18

Bu harikulade adam “Rü’yet Nazariyesi”ni keşfetti. Eski Yunanlılar rü’yeti, gözden çıkan şuaların görünen cisme varması şeklinde izah ederlerdi.

Heysem ise bunun aksini söyledi. Yani rü’yeti cisimlerden gelen şuaların gözdeki şebekeye aksiyle izah etti. Gözümüz iki olduğu halde cisimleri niye tek gördüğümüzn sebebini de bildirdi. İnkisar-ı ziya (ışık kırılması)dan dolayı görüşlerimizde nasıl galatlar olduğunu da meydana çıkararak gözden öyle emin bir ilim vasıtası olamıyacağını bildirdi.
Bu,hakikaten büyük hikmetşinas, güneşin tuküundan önce ve guruptan sonraki hayallerin görünüşünü, fecir ve şafak hadiselerini hep bu günün fennine uygun olarak izah ediyordu. Hava tabakasının takribe yüz kilometre kalınlığında olduğunu bil derin bir deha ile hesab etmişti.
Heysem cazibe-i arzı(yer çekimini) bile buluyor. O,caizbe kuvvetinin mesage ile değiştiğini bile anlamıştır.202

Kimya ve İbn-i Sina

Kimya ilmi dahi ismi üstünde, açıktan İslam medeniyetinin eseridir. Chimie kimyadan gelir. Kimyanın en yüksek kudreti de İbn-i Sina’da tecelli etti. Onun sayısız kimya keşifleri vardır. Meşhur fıransız kimyageri Berthelot bile ibn-i Sinanın bulduğu hakikatler sayesinde, bu günkü kimyanın terakkisine birçok hizmetloer ettiğini söyler.

İbn-i Sina dağların teşkkülü hakkındaki nazariyeleri ile “arziyat ilminin”(Jeoloji) dahi babası olmak hakkını kazandı.204
Voltair’e kadar dev insanların kemikleri zannedilen iskeletlerin büyük deniz hayvanlarına ait olduğuu  ve bunların deniz olduğu zamanlardan kalma bulunduğunu söyleyen yine İbn-i Sina’dır.205

Akşemseddin ve Mikrop:
Akşeyh, şeyhinin hizmetinde bulunurken tahsiline devam ediyordu. Bilhassa tıbba büyük merakı vardı.
Yıllarcaç alışıp nihayet kudretli bir hekim olarak yetişti Çeşitli hastalıklara hangi otlardan ne şekilde hazırlanacak ilaçların iyi geldiğini, devrinde onun kadar iyi bilen yoktur.
Bu yüzden hastaları sür’atle şifaya kavuşturuyordu. Bu husustaki büyük ustalığı dillere destandı. Hatta çok kimseler onun bu hünerini kerametine hamlederdi.
Akşemseddin, bilhassa bulaşıcı hastalıklar üzerinde durmuştu. Çünkü o devirde salgınlar büyük tahribat yapmaktaydı. Nihayet araştırmaların vardığını neticeyi “Madde-ül-Hayat” adlı eserinde şöyle ifade etmiştir.
“-Hastalıkların insanlarda teker teker peyda olduğunu sanmak hatadır. Hastalık insandan insana bulaşma suretiyle geçer. Bu bulaşma ise, gözle görülmeyecek kadar küçük, lakin canlı tohumlar vasıtasıyla olur.”

İşte böylece, bu büyük Türk hekimi beş yüz yıl evel mikrop teorisini ortaya koymuştur.

Akşemseddin aynı zamanda ilk kanser araştırıcılarındandır. O zamanlar Seratan denilen bu hastalıkla çok uğraşmış, hatta bu arada Sadrazam Çandarlı Halil Paşa’nın oğlu Kazasker Süleyman Çelebi’yi tedavi etmiştir.
Bu büyük Türkü ve büyük insanı saygı ile analım206

Mütercimler
Constantinus Africanus: Napoli kırallığının bir şehri Salermo 76eser latinceye tercüme etmiş.
Adelar: Bir ingiliz rahip ve felsefeye meraklı idi Yunan felsefesi öğrenmek gayesiyle arapça tahsil etmiş.Astronomi ve Riyaziyat
Hispanas (Yohannes): Orta Çağ’ın en mühim mütericimi bu zat, aslen Sevil yahudilerindendir. Mühim tercümeleri 20’yi geçen bu zat tercümeciliğe İbn-i Sina’nın “kitab-ün nefs”ini tercüme ile başlamış peşi sıra ŞİFA yı ve diğer eserlerini tercüme ederek İbn-i Sinayı Avrupaya tanıtmıştır. Farabi ve Gazaliden bazı eserleri latinceye tercüm ettirmiştir.
İbn-i Me’mun Batıda meymonides diye meşhur olan bu zat “Yoldan Sapmışlar Rehberi” müellifi olup, İbn-i Sina ile aristoyu mukayese eder ve birçok noktalarda Türk filozofunu Yunan filozofuna tercih eder. Bu yahudi alimi ayrıca İbn-i Rüşd’ün Avrupada tanınmasına yardım etmiştir.

İşte avrupa, sayısı elliyi geçen ve her biri ondan 70’e kadar eser tercüme denlerin  de sayesinde, hem İslam alim ve filozofolarını öğrendi, hem de onlar vasıtasıyla Yunanlılar’dan haberdar oldu. Garbın İslam alemi karşısındaki bu öğrenme devri 4 asır devam etti. Bu devreye Avrupa’nın “ikini garb iskolastiği” denir.

 

Galilei ‘den 600 yıl önce dünyanın döndüğünü söylemiştir.[1]

Birûni973 – 1051

Galiei sadece söylemiştir kendi keşfi değildir.. Doğudan gördüğünü söylüyor.

Yoğunluk aleti piknometre, matametikte kosinüs formülü, sekant, kosekant kavramaları ve üçgenin alan formülleri[2][3][4]

Ebu’l-Vefa 940-988

İlk göz ameliyatı, bağırsağın ameliyat dikişlerinde kullanılması, ameliyat sonrası oluşan iltihapları çıkaran seton (kıl fitili) [5]Petrolün ilk defa damıtılıp naft adı altında kullanılmaya başlanması[6]

Ebu Bekr Zekeriyya Râzi

865-925

İlk robotlar ve sibernetik ilmi. Ayrıca pistonlu motorlarda kullanılan ve doğrusal hareketi dönme hareketine çeviren krank mekanizması.[7][8]

El Cezeri

1136-1206

Çeliklerde paslanmanın önlenmesini sağlama.[9] Maddenin en küçük parçasının cüz-ü la yetecezza (atom) olarak tarifi ve parçalandığında Bağdat’ın altını üstüne getirebilecek enerjiyle yüklü olduğunun tespiti[10]

İlk lobaratuar  kuran kişi

Cabir Bin Hayyan

721-815

Barutla çalışan iki katlı ve yedi kollu bir roketle, 2.5 km yol katedersek uçuş denemesi yapılması[11]

Lagari Hasan Çelebi

1633

Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünün 365 gün 6 saat 9 dakika 6 saniye olduğunun günümüzdeki değerden sadece 58 saniyelik farkla hesaplanması[12]

Uluğ Bey

1393-1449

Newton’dan 500 yıl önce yerçekimi ivmesinin bulunması[13]

Hazini

1100-1155

Görme hâdisesi ve anatomisinin açıklanması; karanlık oda, mercek, prizma, aynalar, optik, atmosfer basıncı, atmosfer tabakasının kalınlığı gibi konularda öncü çalışmalar[14]

Ebu’l-Heysem

965-1051

Einstein’dan 1100 yıl önce rölativite (izafiyet-görecelik) teorisinin ortaya atılması[15][16]

Ebu Yusuf El Kindi

796-872

İbn-i Sina ismini bile bizden çaldılar, kendi kendilerine ibn-i sina yı avicenna diye isimlendirdiler. “havalı”  bir isim verdiler.

Avicenna

-Doktorların sultanı olarak bilinen İbni Sina (980-1037 )hastalık yapan küçük organizmalar,civayla tedavi,Pasteur’e ışık tutma,ilaç bilmi ve teşhis koymada dünyayı yönlendirdi.

George washington’dan daha önce Piri Reis amerikayı keşfetmiş hatta haritasını çıkarmıştır ki Washington geldiğinde boş değilmiş. Yerli halk (kızılderililer) görmüş.

MÜSLÜMAN BİLİM ADAMLARI

-Mikrobu ilk tanımlayan kişi Akşemseddin’dir.

-Optik ilmin kurucusu,Galile teleskobunun arkasındaki isim İbn Heysem’dir.(965-1051 )

-İlk sistem mühendisi,ilk sibernetikçi ve bilgisayarın babası olarak Cezeri ( 1136-1206 )bilinir.Batılılara göre bu İngiliz matematikçi Carles Babbage’dir.

-Orta çağın en büyük botanikçi ve eczacısı İbn Baytar’dır.

-Wright kardeşlerden bin yıl önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştiren İbn Firnas’tır.( ?-888 )

-İlk defa göz hastalıkları konusunda bilgi veren Dr.Ali bin İsa’dır.(11.yüzyıl )

-Cüzzamın sebep ve tedavisini bulan İbn Cessar’dır.

-Kızamık ve Çiçek hastalığını ilk bulan Razi’dir.

-Vebanın bulaşıcı olduğunu keşfeden İbn Hatib’dir.( 1313-1374 )

-Kılcal damar sistemini ilk ortaya atan Ali bin Abbas’tır.(?-990 )

-İlk katarakt ameliyatını yapan Ammar’dır.( 11. yüzyıl )

-Trigonometrinin mucidi,sinüs ve kosinüs ilk kullanan Battani’dir.(858-929 )

-Dinyanın döndüğünü ilk bulan,Ümit Burnu,Amerika ve Japonya’nın varlığından bahs eden ilk bilim adamı Beyruni’dir.(973-1051 ) Beyruni Kristof Kolomb’dan yüzyıl önce Amerika’nın varlığından bahsetmiştir.

-Kopernik’e yol açan astronom Bitruci’dir.(13.yüzyıl )

-Çubuklu güneş saatini bulan ilk bilim adamı Cabir bin Eflah’tır.(12.yüzyıl )

-Maddenin en küçük parçasının (atomun ) parçalanabileceğini söyleyen Cabir bin Hayyam’dır.(721-805 )

-Hayvan gübresinden amonyak elde eden Cahiz’dir.( 776-869 )

-Hayat’ül Hayvan zooloji ansiklopedisini ilk yazan Demiri’dir.( 1349-1405 )

-Trigonometriye tanjant,kotanjantı kazandıran matematikçi Ebul Vefa’dır.( 949-998 )

-Medcezir olayını ilk keşfeden Ebu Mahşer’dir.(785-886 )

-Ses olayını fiziki açıdan ilk açıklayan Farrabi’dir. (870-950 )

-Ekliptik meyilini ilk tespit eden astronom Pergani’dir .

-Ondalık kesir sistemini bulan Gıyaseddin Cemşid’dir.

-İlk cebir kitabını yazan,cebir ilmini sistemleştiren,algoritmaya isim olan Harizmi’dir.( 780-850 )

-Sosyolojiyi kuran,tarihe psikolojik yorumları ekleyen tarih felsefecisi İbni

Haldun’dur.( 1332-1406 )

-Torna tezgahını ilk yapan İbn Karaka’dır.

-Vasco da Gama Hindistan’a ulaşabilmek için İbni Macid’in

bilgilerinden yararlanmıştır.

-Kan dolaşımını ilk bulan İbn Nefis’tir.

-Alman Leibnite (1646-1716 )ve Factarke,aralarındaki zaman ve mekan tartışmalarında Gazzari ve İbn Rüşdü’yü referans almışlardır.

-Sıfırı sayılar dünyasına hediye eden İslam alimleridir.

-İnsanlığı Romen rakamlarının çetrefilliğinden kurtaranda onlar.Bunlardan dolayıdır ki ilk İngiliz Kralı Rex,bastırdığı parasının ilk yüzüne besmele,diğer yüzünede Hz.Peygamberimizin adını yazdırmıştır.

-Orta çağ papazlarının cüppelerinin altına ayet yazdırdıklarıda bilinir.

 

Yazmaya devam edersek bu liste daha çok uzar.Daha fazla bilgi ve inceleme için

Dr.Sigrid Hunke ve Prof.Suat Sezgin’e göz atmak yeterlidir.

Ama biz,İslam öncülerinin önümüze koyduğu bu hammaddeyi hasıraltı etmekte birebiriz.Peki bu kadar muhteşem bir geçmişin evlatları niye böyle çile çekip,gözyaşı dökmekte ve sömürülmektedir ?

 

Bilimkadını endülüs

İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas

Yer çekimini ilk bulan alim Razi

Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus

Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayyan

Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi

Retina tabakasını bulan alim İbni * Rüşd

Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni

İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl

Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden; alim Razi

Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip
Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm

İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar

İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas

Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis

İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan

Sıfırı ilk kullanan alim Harizmi

Trigonometriyi ilk bulan alim Battani

Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa

Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi

İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus

Binom alim. formülünü ilk bulan alim Ömer Hayyam

İlk difransiyel kitabını yazan Sabit bin Kurra

Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid

İlk usturlabı yapan alim Zerkali

Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler

Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani

Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah

İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa

İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem

Sesin .fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi

İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara

Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini

Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Þirazi

İlk kimya laboratuarını kuran alim. Cabir

Saf alkolü ilk elde eden alim Razi

Fosforu ilk bulan alim Beşir

Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed

İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta

İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim

İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar

leanardo netwon victor hugo rapheal

 

İhtilalden kaçan ALMAN profesör Neumark’a bakın sarfettiği kelimelere.

Batılı 16yy kadar her bakımdan gerideydi nasıl bu kadar ilerleyecek  hırsızlık yapmasa?

Ortaçağın karanlığında önlerini nasıl gördüğünü tahmin edersiniz.

İnsanlık medeniyeti, Eski Yunan, Roma’nın henüz birerkulübe topluluğu bile oluşturmadığı dönemlerde haşmetli imparatorluklar kuran Ortadoğu‘lu toplumların eseri olmuştur.

Batı yine barbarlıkla tarihe saldırdılar & kendi tarih modellerini sürdüler.
(paragraf hatta satır şeklinde alıntılıyorum yazı tiplerinden de bakabilirsiniz)

Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir

Bizi neden sevmezler?,

Çünkü müslüman olduğunuz için sevmezler.

Çünkü Romanın üstünde oturuyoruz!

Çünkü  en az 400yıl sırtlarında ve enselerinde at koşturduk.

Çünkü Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.

Çünkü kullandıkları hiçbir icat müslümanlar olmadan olamazdı.

Yine sizler, Avrupa’nın tarihî düşmanısınız ve daima düşman kalacaksınız.” Evet, almasını bilene ders ve ibretlerle dolu bir itirafnâme…

Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Ama sizde bunun olması bu şartlarda çok zor! (pr.dk. Naumark derleme)

 

Endülüs emevi devletinde avrupa fakirdi. Bu insanlarda çocuklarını okutmak için medreselere gönderiyorlar.

(bkz: Fibonacci altın oranı bulan bilim adamı’ın hocası da müslümandır.) avrupaya modern rakamları öğretmiştir.

OSMANLI HAYRANLIĞI VE KORKUSU GİBİ KONULARI DAHA ÖNCE İNCELEMİŞTİK. BU  VE DİĞER MAKALELER İNŞALLAH GÜNCELLENECEKTİR.

MARTİN LUTHER

Martinlutherotello

Onaltıncı Yüzyılda ve Othello’nu kaleme alındığı Onyedinci Yüzyılın başlarında,

sadece Othello’da değil daha bir çok eserde Avrupa’yı Osmanlı korkusu

sardığı görülmektedir. Othelloda Osmanlı korkusu bariz bir şekilde görülür. Aynı

dönemde Protestanlığın en önemli kişisi Martin Luther (1483-1546)

Avrupa için Türk tehlikesine parmak basar.

Luther Türkleri “Hıristiyanları uyandırmak için
Tanrının yolladığı veba” olarak niteler (İnalcık 329). Aynı dönemde yazılmış

Lutherci bir dua kitabında “Tanrıya insanları Papa’dan ve Türk dehşetinden koruması

için dualar edilir” (Lewis 74). Bu tür değerlendirmelere bu dönemde yazılmış

batılı eserlerde sıkça rastlamak mümkündür.

İngiliz şair Francis Bacon (1561-

1626) ünlü kitabı Denemelerde (Essays) Türkleri “acımak bilmeyen bir ulus …

ahlakı, edebiyatı, sanatı, bilimi olmayan insanlar…. Bir kelime ile insanlığın yüz

karası” (59) diyerek Türkleri batıya bu şekilde anlatmıştır.

Avrupada İslam hakkında çok inceleme yapılmakta ve birçok Yahudi ve Hıristiyan İslam’ı kabul etmektedir. Bu durum kiliseleri, endişeye sevk etmekte. Nitekim Rum Patriği Atenegoras ve onunla Kudüst’te buluşan papa, gündemleri,nin başına, “Çok sayıda Hıristiyanların Müslüman oldukları ve çaresinin nasıl bulunabileceği” maddesini koymuşlardır. Bu iki kilise reisinin ne gibi bir tedbir aldıkları ifşa edilmemiştir.

KISASCASI KORKU HAYRANLIĞIN BASKILAMASI İÇİN ÇIKARILMIŞTIR. TÜRKLERİ YÜZLERİNDE MEYMENET OLMAYAN KİMSELER OLARAK TANITMA GAYRETİ.

Altta ki portrede fransız büyük elçisi Vergennes Kontu Charles Gravier & karısı osmanlı kıyafetleriyle göğüslerini gere gere poz vermişler.

fransız büyük elçisi Vergennes Kontu Charles Gravier ve karısı

Osmanlılarda “Tahtelbahir” denilen denizaltı, ilk defa Sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde , Tersane baş mimarı İbrahim Efendi tarafından yapıldı. Timsah şeklindeki denizaltının, deniz yüzeyine çıkıp tekrar denize dalması, Sultan Üçüncü Ahmed Han’ın çocuklarının sünnet merasimine tesadüf ettirilmiş ve bütün İstanbul halkı hayretle bu gösterileri seyretmişti.

Vesikaları LOC  (loc.gov) internet kütüphanesinden edinebilirsiniz.

Denizaltı ilerleyerek padişahın bulunduğu yönde durmuş ve selamlama merasiminden sonra tekrar denize dalmıştı. Bu merasim esnasında batıp çıktıktan sonra denizaltının baş kapısı tarafından beş asker çıkarak bu muhteşem icadın maharetlerini göstermeye muvaffak olmuşlardı.
Abdülhamit denizaltıyı ürettiğinde batı buna şeytanın gemisi diyordu çünkü daha bilim ne demek bimiyorlardı.
Roma Hukuku adlı makalemi inceleyin..

 

Burada abdlühamid zamanında ki sanayi askeri, eğitim, sanayi, ulaştırma, belediyecilik ve sağlık alanındaki bazı uygulamalar ve uygulanması düşünülen projeler


Cenevreli Etieen Liotard isimli ünlü ressam “Ben Türk ressamıyım” diyor. Adamİtalyanca, Almanca, Fransızca konuşuyor ama “Ben Türk ressamım” diyor.

“Peintre Turc”(Türk Ressamı)

Fransız etieen liotard

Mesela bir resminde üzerinde Osmanlı kaftanı vardır. Ama en önemlisi burada elini tutuş şekli. Çünkü bu hareket Avrupa’da “öğrenin” demek. Sonra Avusturya Macaristan İmparatoriçesi Marie-Therese da bu modaya uyuyor ve Osmanlı sultan kıyafetleri giyip, bir elinde hançerle pozlar veriyor.

Dahasında Daniel Defoe’nin Robinson Cruze adlı eserinde ki Cuma adında ki karakter Müslümandır ve

DE FOE, İngilizlerin çok sayıda milletin karışımından oluştuğunu ve bir ırk olmadığını iddia ederdi. Romanındaki Robinson Kruzo karakteri de Alman asıllı melezdir zaten, İngiliz değildir. DEFOE, bir Osmanlıcı / Türkçü olarak da bilinirdi

Moğol istilası, Haşhaşilerin kütüphaneleri yakması

 

TANZİMAT

Onsekizinci yüzyıl tanzimat döneminde somut çalışmalar başladı.

Destanlar, Manzum hikayeler gitti yerine
Siyon protokolünde ki gibi manasız edebiyatlar getirildi.

Miraçla alay eden Dantenin kitabı “İlahi Komedya” adlı eseri getirildi.. İbni Sina’ın hay ibni yakazan adlı eserinden ilham almıştır. Sarıklar indi fesler kalktı.
Dante’nin İbn-i sinayı tanıdığını meşhur ilahi komedyasında İbni Rüşd’ü Peygamberimiz  ile birlikte cehenneme atmasıyla gösteriyor.

Medreseler kapatıldı! Çırak–kalfa usta ilişkisi içinde oxford,Napoli gibi üniversiteler, medreslerdeki eğitim modeline göre arapça eserleri çevirmek için kuruldu.

Üniversitelerde müslüman alimlerin kitapları okutuluyordu onyedinci yüzyılda öğrencilere ağır gelmesiyle kaldırıldı..
Tricot Royer,ibn-i Sina tıp, II.etüd.
Oktay Sinanoğlu

Rönesansı İslamiyete borçluyuz R.V.C BODLEY..

Osmanlı devrinde, İslam aleminin neresinde olursa olsun, büyük kitaplar yazıldığı zaman mesafeler,yollar, kıt’alar ne kadar uzak olursa olsun, yakınlaşır, bu kitaplar hemen elden ele dolaşır, bütün Osmanlı imparatorluğuna yayılır,

İstanbul’kadar gelir, İstanbul’u, Rumeli’yi aşar, elle yazılır, okunurdu. Bununla ilgili matba geç gelmiş gibi iddialar tamamıyla cehalet örnekleridir.

“İlim çinde olsa gidin alın” hadis-i şerif.

 

 

Ortaçağ karanlığında önünü göremeyen batı İSLAM Medeniyetinin aydınlığında çaldığı eserlere iki fırçada kendi atarak leanardo da vincisini çıkardı..

Katolik kilisesiyle iyi geçinen insanlar.
Einstein görelilik kuramıymış ( Nazi almanyasında siyon protokolleri üstüne makale yazıyordu bu adam)
Kendisinden asırlar önce bulunan görelilik kuramını kendine maletmiştir. Yahudi kökenlidir.


Newton, okültist, simyacı, İncil üzerine majisyen büyücü. Aytunç Altındal tarafından ortaya atıldığından beri bilinen bir şey. GÜL &HAÇ ŞÖVALYESİ. Dahi dindar adında üstüne yazılmış bir kitap dahi mevcuttur.

Newton’un kafasına elma düştüğündeki yer çekimini
Herhalde Newton o sırada bir arapça kitap okuyordu ve elmanın düşmesiyle uyandı ve yerçekimiyle ilgili sayfayı açtı.
Ama bize denilen, onun kafasına bir elma düştü ve yer çekimini buldu Müslümanlar yerçekimini zaten
ayrıntısıyla Newton’dan önce açıklamıştı.
Heysem, Cazibe-i arzı (yerçekimini) buluyor.

1975 yılında Paris’in Milli Kütaphanesi, Sir lsaac Newton, Batticelli, Victor Hugo ve Leonardo da Vinci de dahil olmak üzere, Sion Tarikatı’nın sayısız üyelerinin isimlerini içeren,Gizli Dosyalar diye bilinen parşömenleri ortaya çıkarmıştır.

Çalındığıyla ilgili sürüsüyle delilden biri de dante’nin meşhur ilahi komedyasında İbn-i Sina, Rüşt’ü cehenneme atmasıyla belli ediyor ve müslüman peygamberini.

Ortaçağ’ın karanlığında Da Vinci önünü nasıl görebilmişte bu eserleri çizebilmiş?
Galileo bu bilgileri keşfetmedi. Öğrendi.

Avrupa’da 17. yüzyıla kadar kaynak gösterme geleneği yoktu.

Bu geleneğin yerleşmesi uzun bir süre almış. Bu nedenle İslâm düşüncesini içeren pek çok eserin tercümesi ya Avrupalı ya da Yunan bilginlerinin adlarıyla yayımlanmış. Yüzyıllarca bu eserler yayımlanıp kullanılmış.
Bu sayede müslümanların keşifleri batının adıyla geçmiş oluyor.
Batı da daha sonra bunları sahipleniyor.

Yüzyıllar önce Semerkant, Bağdat ve İstanbul’dan Latinceye veya Fransızcaya çevirilen kitaplar ve buluşlar ilk bulan alimler göz ardı edilerek Avrupalı bilim adamlarınca kendilerinen maledildi.

Dekart, Galile, Kopemik, Newton, Lavoisier, Kepler, Wright Kardeşler, Toriçelli, Kristof Kolomb, wahshington, Vasco de Gama…

İçinizde bunları tanımayan var mı? İlkokuldan başlayarak tanımaya başladığımız bu yabancı bilim adamları kitaplarınıza bakarsanız, birçok önemli buluşu yazan.

Yüzyıllar önce Semerkant, Bağdat ve İstanbul’dan Latinceye veya Fransızcaya çevirilen bir çok kitaplar ilk bulan alimler göz ardı edilerek Avrupalı bilim adamları tarafından sahip çıkıldı. Yer yer batılılarda bunu itiraf ederler.

 

Batı kaynaklı önyargıları bir kenara bırakalım ve bilimsel birçok buluşu “ilk” yapan İslam bilginlerini tanıyalım.

(Yukarıda isimleri geçen alimlerin yaşadıkları zamanları göz önüne alırsak son bir kaç yüzyılda ilim adına millet olarak hemen hemen hiç bir şey yapamadığımızı görüyoruz. Günümüzde üniversitelerimiz dünyada ilk 1000 e bile girmekte zorlanıyor ne yazık ki…)
Atatürkten sonra ülke ne hale geldi? Batı yalakası olduk halbuki osmanlıda hayranlık duyuyorlardı batıda Turquer modası vardı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: